Düşük al yüksek sat strateji eleştirisi, finans dünyasının en klişeleşmiş tavsiyesini gerçekçi bir çerçevede ele alıyor. Kulağa sezgisel geliyor, öyle değil mi? Ucuz al, pahalıya sat. Ama bu stratejinin gerçekte uygulanabilir olması için üç sorunun yanıtlanması gerekiyor: düşüğü nasıl tanımlayacaksınız, zamanlamayı nasıl saptayacaksınız ve piyasada kim satarken kim alıyor? Düşük al yüksek sat strateji eleştirisi için piyasa zamanlamasına dair araştırma bulgularına bakmak yeterince aydınlatıcı. Profesyonel fon yöneticilerinin büyük çoğunluğu uzun vadede piyasa endekslerini sürekli olarak geçemeyor. Bu kişilerin yüzlerce analistle, gerçek zamanlı veri akışlarıyla ve gelişmiş algoritmik araçlarla çalışmasına rağmen. Eğer profesyoneller piyasayı düzenli olarak zamanlamakta başarısız oluyorsa, bireysel yatırımcıların bunu yapabileceğini varsaymak mantıklı bir başlangıç noktası değil. Düşük noktayı saptamanın önündeki temel sorun şu: bir varlık düşüş sürecindeyken, o anın gerçekten dip mi yoksa daha uzun bir düşüşün başlangıcı mı olduğunu önceden bilemezsiniz. Geriye bakıldığında her dipte satın almış olmak kolay görünüyor; o anda karar vermek bunun tam tersi. Bu bilişsel yanılgıya geriye dönük önyargı (hindsight bias) deniyor. Düşük al yüksek sat stratejisini uygulamaya çalışırken psikolojik faktörler de devreye giriyor. Piyasa düşerken almak duygusal olarak son derece zor; çoğu insan tam bu noktada satıyor. Piyasa yükselirken satmak da zor; yükseliş sürerken satmak fırsatı kaçırmak gibi hissettiriyor. Bu duygusal tepkiler stratejiyi teoride doğru ama pratikte uygulanamaz kılıyor. Strateji zamanlaması yerine uzun vadeli, düzenli ve düşük maliyetli yatırım disiplini, araştırmaların çoğu yatırımcı için önerdiği alternatif. Düşük al yüksek sat söylemi bu gerçekliği değiştirmiyor.