Metaanlatı Lyotard çerçevesi, postmodern düşüncenin edebiyat teorisine en derin izlerini bırakan katkılarından birini oluşturmaktadır. Jean-François Lyotard, La Condition postmoderne (1979) adlı çalışmasında postmodernizmi büyük anlatılara (grand narratives) duyulan şüphecilik olarak tanımladı. Metaanlatı, belirli tarihsel, bilimsel ya da siyasi söylemlerin meşruiyetini sağlayan üst düzey açıklama çerçeveleridir. Aydınlanma'nın ilerleme anlatısı, Marksizmin tarihsel maddeciliği, din kaynaklı kurtuluş anlatıları ve bilimin evrensel gerçeği bulacağı fikri, tümü bu kategoride değerlendirilebilir. Metaanlatı Lyotard eleştirisinde bu anlatıların hepsi, kendi dışındaki anlatı biçimlerini marjinalize ederek evrensellik iddiasıyla faaliyet gösterirler. Edebiyat teorisindeki yansımalarına bakıldığında, metaanlatı Lyotard çerçevesi evrenselcilik iddiasındaki roman geleneğini ve gerçekçilik (realism) estetiğini soruşturma altına alır. Büyük roman geleneği toplumsal ya da bireysel bütünleşme anlatısı üzerine kuruluysa postmodern roman bu bütünleşmeye olan inancı yapısal olarak askıya alır. Parçalı anlatılar, güvenilmez anlatıcılar ve tamamlanmamışlık bu epistemik şüpheciliğin biçimsel karşılıklarıdır. Metaanlatı Lyotard tartışmasının edebiyat teorisindeki verimli gerilimi, yerel ve küçük anlatıların nasıl değerlendirileceği sorusunda yoğunlaşır. Büyük anlatıların yerinden edilmesi bir anlam boşluğu mu doğurur yoksa marjinal ve azınlık anlatılarının duyulmasını mı kolaylaştırır? Feminist, sömürgecilik sonrası ve queer edebiyat teorileri bu soruyu farklı pratik ve siyasi tutumlarla yanıtlamıştır. Kritik sınırlama olarak Lyotard'ın konumu kimi zaman kendi içinde tutarsız bulunmuştur: büyük anlatılara yönelik şüpheciliği savunmak için ne tür bir meşruiyet zemininden hareket edilmektedir? Bu paradoks, metaanlatı Lyotard tartışmasını edebiyat teorisinde hâlâ canlı tutan epistemolojik bir açık uçtur.