İlk başladığımda çok idealisttim. Sırtıma büyük bir çöp torbası bağladım, yürüyüş bastonu elimde, yanımda lateks eldiven. Parkura girdim, yarım saat içinde torba doldu. Devam edemez oldum. Doğada çöp toplama işine altı ay önce başladım, doğrusu bir kazayla. Orman yolunda yürürken bir plastik şişeye takıldım, tökezledim. Sinirle aldım attım. Sonra bir tane daha, bir tane daha. Günün sonunda ellerim doluydu. Geri döndüm, aklımda yalnızca şu soru vardı: bunlar nasıl burada bitiyor? Sonraki hafta hazırlıklı gittim. Küçük bez torba, ince plastik eldiven. Bu sefer ne toplayacağımı seçtim; plastikler, cam, metal. Organik atıkları bıraktım. Meyve kabuğu zaten çürüyor ama plastik su şişesi yüzyıllarca orada kalıyor. En çok şaşırdığım şey çöpün türü oldu. Sigara izmariti birinci sırada. Bir tek bir yürüyüş parkurunda seksen izmarit saydım. İkincisi tek kullanımlık plastik: bardak, tabak, çatal. Bunları orada kim kullandı, nasıl bıraktı anlamak imkânsız. Üçüncüsü cam kırıkları; özellikle ağaç diplerinde. Yürüyüş arkadaşlarım başlarda garip baktı. "Kendin mi temizleyeceksin bu dünyayı?" diye soruyorlardı. Cevap veremedim. Belki hayır. Ama bir sonraki insan yürüdüğünde o plastik şişeye basmayacak, bu yeterli. Aylarca süren doğada çöp toplama alışkanlığı bende bir şey değiştirdi: şehirde de dikkat eder oldum. Markette gereksiz ambalaj görünce rahatsız oluyorum. Tek kullanımlık bardak almak yerine termos alıp yanıma aldım. Bunlar doğadan öğrendiğim küçük ama gerçek dönüşümler. Geçen ay bir grup yürüyüşe katıldım, organize bir temizlik etkinliğiydi. On iki kişi beş saatte yüz kırk beş kilo atık topladık. Rakam aklımı başımdan aldı. Ama asıl şaşırdığım şey şuydu: bazı atıklar çok derine gömülmüştü, orman toprağı onları yutmuştu. Artık sadece gözle görünen değil, toprağın içindeki de sorun. Bu işe başlayan biri varsa şunu söyleyebilirim: küçük başla. Yürüdüğün her yolda bir şey topla. Büyük temizlik kampanyası değil, alışkanlık. Alışkanlık kalıcı.