Sosyal etki ölçümü, sivil toplum ve gönüllülük sektörünün en savunmasız noktalarından birini oluşturur. Kuruluşlar gerçekten fark yaratıp yaratmadıklarını ölçmek zorundadır; ancak bu ölçümde kullandıkları araçlar çoğu zaman gerçeği yansıtmaktan uzak kalmaktadır. Sosyal etki ölçümünde yaygın olarak kullanılan göstergeler arasında hizmet verilen kişi sayısı, dağıtılan materyal miktarı ve etkinliğe katılım rakamları yer alır. Bu metrikler kolay raporlanabilir ve fon sağlayıcıları için görsel olarak tatmin edicidir. Ancak sosyal etki ölçümü açısından bunlar çıktı göstergeleridir, sonuç göstergeleri değil. Kaç kişinin eğitimden geçtiği değil, bu eğitimin o kişilerin hayatını nasıl değiştirdiği asıl soru olmalıdır. Uzun vadeli etki ölçümü ise pratikte son derece güçtür. Bir çocuğun aldığı destekten beş yıl sonra ne ölçüde faydalandığını takip etmek, kaynaklar ve metodoloji açısından ciddi gereksinimleri olan bir süreçtir. Proje döngüleri ve finansman süreleri çoğunlukla bu zaman dilimiyle örtüşmez. Sosyal etki ölçümü bu nedenle kısa vadeli ve görünür sonuçlara sığınmak zorunda kalır. Bir diğer sorun atıf hatasıdır. Bir topluluktaki değişim, bir kuruluşun tek başına değil, pek çok faktörün bileşkesi olarak gerçekleşir. Hangi değişimin hangi müdahaleden kaynaklandığını ayırt etmek, kontrollü deney ortamı dışında hemen her zaman belirsiz kalır. Sosyal etki ölçümü alanının olgunlaşması için kanıta dayalı değerlendirme metodolojilerine yatırım artırılmalı, fon sağlayıcılar uzun vadeli takip verilerini desteklemeli ve bağımsız değerlendirici kullanımı teşvik edilmelidir.