Mise-en-scène analiz yöntemi, sinema eleştirisinin en kapsamlı araçlarından biri olarak sahnenin içindeki her görsel kararı anlamın taşıyıcısı olarak ele alıyor. Fransızca kökenli kavram "sahneye koymak" anlamına geliyor; sinemada ışık, dekor, kostüm, oyuncu hareketleri, kamera konumu ve çerçeveleme bu terimin kapsam alanına giriyor. Mise-en-scène analiz mantığı, filmin anlatısal bilgiyi yalnızca diyalog ve kurguyla değil sahne içi düzenlemeler aracılığıyla da ilettiğini savunuyor. İki figürün sahne içindeki konumu, aralarındaki mesafe ve üçüncü bir karaktere göre yükseklik farkı, bunların her biri güç ilişkisini, duygusal bağı ya da dramatik gerilimi kodluyor. Işık tasarımı mise-en-scène analizinin en konuşulan boyutu. Yüksek anahtar (high key) ışık genellikle açık, şeffaf, rahatlatıcı tonları destekliyor; düşük anahtar (low key) aydınlatma gölge ve belirsizliği vurguluyor. Ama basit kodlamalar ötesinde ışığın yönü, rengi ve kalitesi (sert/yumuşak) karakterin psikolojik durumunu, sosyal konumunu ve anlatının ilerleyen kısımlarına dair sinyalleri gizliyor. Dekor ve renk paleti ideolojik ve sembolik içerik taşıyor. Bir karakterin etrafını çevreleyen nesneler, kalabalık mı, ıssız mı; organik mi yapay mı, bakış açısını uzun betimlemeler gerektirmeden aktarıyor. Kostüm ise karakter içselliğinin görsel haritası: renk, doku ve biçim her sahnede yeniden okunmayı davet ediyor. Mise-en-scène analiz yöntemi kamera hareketini de kapsıyor; ancak kamera hareketi ile kurgunun farklılaştığı noktada tartışmalar var. Andre Bazin, kesmekten (editing) kaçınan uzun plan (long take) ve derinlik alan (deep focus) kullanımının gerçekliğe daha yakın olduğunu savundu: izleyici gözünü nereye yönelteceğine kendisi karar veriyor, yönetmen onu kurgu aracılığıyla yönlendirmiyor. Bu argüman mise-en-scène analizinin teorik temellerinden birini oluşturuyor. Figürler arası ilişkiyi kodlayan bir başka araç derinlik kullanımı. Aynı kare içinde ön plan, orta plan ve arka planda eş zamanlı olarak gerçekleşen eylemler, izleyiciye birden fazla bilgi katmanı sunuyor. Bu tercih kurgunun dışında bir anlatı zenginliği yaratıyor; gözün nereye gideceği izleyiciye bırakılıyor. Mise-en-scène analiz yöntemi bütüncül uygulandığında sahne boyunca değişen her parametreyi, ışık yoğunluğu, figür konumu, arka plan nesneleri, zaman içindeki anlatı evrimiyle birlikte okuyor. Bu analiz biçimi, filmi bir metin olarak değil bir dil sistemi olarak ele alıyor; her görsel tercih potansiyel bir gösterge.