Birden fazla borcum vardı. Hepsine düşük miktarlarda ödeme yapıyordum, hiçbiri bitip gitmiyordu. Bir gün bir hesap yaptım ve fark ettim: böyle devam edersem yıllarca bu kuyruğu taşıyacağım. Borç ödeme stratejisi araştırmaya başladım. Küçükten büyüğe sıralayıp, önce en küçüğü kapatmak esasına dayanan bir yöntem dikkatimi çekti. Aylık ödemelerim aynı kalacak ama hepsini büyüklere değil, biri bittikçe diğerine yönlendirecektim. Bu borç ödeme yöntemi bende Türkiye deneyimi olarak şöyle işledi: enflasyon hesabı zorlaştırdı. Sabit borçlar aylar içinde farklı reel ağırlık taşıdı. Ama yöntemin ruhu çalıştı. İlk borç altı ayda kapandı. Bu an, beklenmedik kadar motive ediciydi. Rakam büyük değildi ama o borç kalemi listeden çıkmıştı. Psikolojik etki güçlüydü. Borç ödeme yöntemi deneyimimin on ikinci ayında ikinci borç kapandı. Şimdi o aylık miktar üçüncüsüne gidiyordu. On sekiz ay sonunda üç küçük borcun ikisi kapanmıştı, biri çok azalmıştı. Toplam borç yükü belirgin biçimde hafiflemişti. Ama asıl fark şuydu: artık borcuma hakim hissediyordum. Borç beni değil, ben borcu yönetiyordum. Bu ayrım küçük görünür ama finansal özgüven açısından çok büyük bir fark.