Hayır diyememe sorunu, benim için gerçek bir sorundu. Kelime boyutunda değil, beden boyutunda. Birileri bir şey istediğinde boğazımda bir sıkışma olurdu. Ve bundan kurtulmak için "evet" derken kendimi bulurdum, bazen daha tam ne istediğini sormadan. Bunu uzun süre "iyi kalplilik" diye adlandırdım. Yardımcı olmayı seviyorum, insanları mutlu görmek güzel, ne zararı var? Zarar bende toplanıyordu, enerji, zaman, içtenlik. Hayır diyememe sorununun ne kadar derinlere gittiğini bir danışmanlık sürecinde gördüm. Terapist dedi ki: "Bu insanlar senden ne istediğini biliyor. Peki sen ne istiyorsun?" Cevabı yoktu ilk başta. Sınır koymanın egzersizle geliştirilebileceğini öğrendim. Küçük şeylerle başladım. Bir kafede yanlış sipariş geldiğinde değiştirmek istedim, başka zaman susardım. Değiştirmesini istedim. Oldu. Dünya dönmeye devam etti. Hayır diyememe sorununun büyük kısmı, reddedilmek ile onu üzmek arasındaki farkı görmemeye dayanıyordu. "Hayır deseydim kırılırdı" derken, aslında kırılmayı bekleyenden ben daha çok korkuyordum. Zamanla fark ettim: İnsanlar hayırı kaldırabiliyor. Çoğu zaman "tamam" diyorlar ve hayatlarına devam ediyorlar. Onu üzme korkusu, aslında kendimi yargılama korkusuydu. Hâlâ her seferinde kolay değil. Ama artık seçebiliyorum, refleksle "evet" değil, düşünerek "evet ya da hayır."