İlk kez plastik poşet bırakma kararı aldığım gün, ellerimin titremediğini hatırlıyorum. O kadar sıradan bir karar gibi geldi. Bez çanta alacaktım, her yere götüreceğim, oldu. Ama iki hafta sonra durumun hiç de o kadar basit olmadığını anladım. Bez çantaları arabamda, çantamda, ofiste tutmaya başladım. Yine de her seferinde markete girdiğimde aniden bir şeye ihtiyaç duyduğum ve bez çantasız olduğum anlar yaşandı. İşte bu anlarda plastik poşet bırakma kararının gerçek sınavı veriliyor. Ben çoğu zaman poşet almak yerine elimde taşıdım. Komik göründü, ama işe yaradı. En beklenmedik zorluk ailemi ikna etmek oldu. Annemi ziyarete gittiğimde poşetleri kullanmaya devam ediyordu. "Bir kere kullanırız, ne olacak" diye düşünüyordu. Ben de yavaş yavaş anlattım. Plastik poşet bırakma meselesini tartışmaya değil, göstermeye karar verdim. Alışverişe birlikte çıktık, bez çantalarla döndük. Birkaç hafta sonra kendisi de bez çanta taşımaya başladı. Süpermarket kasasında sıkıntılı anlar da yaşadım. Arkanda uzun kuyruk, ürünleri çantaya koyamıyorsun, kasiyerle bakışıyorsun. "Poşet istemez misiniz?" sorusu geliyor. "Hayır, teşekkürler" diyorsun ama ellerinde salınan ürünlerle kasadan ayrılıyorsun. Gülünç görünmüyorum diye düşünürdüm. Sonra umursamayı bıraktım. Altı ay sonra plastik poşet bırakma alışkanlığım o kadar içselleşti ki artık düşünmeden yapıyorum. Çantamın yan cebinde her zaman katlanabilir bir bez çanta var. Markete, pazara, eczaneye girerken otomatik olarak çıkarıyorum. En büyük sürpriz maddi tasarruf oldu. Büyük marketlerde poşet paralı; yılda ne kadar para verdiğimi düşündüğümde küçük bir rakam gibi görünse de vazgeçilmez bir alışkanlığın gereksiz bir masraf olduğunu fark etmek tuhaf bir his. Plastik poşet bırakma yolculuğundan en çok öğrendiğim şey şu: küçük değişiklikler zamanla büyür. Bir poşet az görünür. Ama her gün bir poşet vermemek, yılda 365 poşet demek. Bu rakamı düşündükçe devam etmek için yeterince sebebim oluyor.