Animasyon filmi sinema deneyimi hakkında beklentim yoktu. Arkadaşlar gidiyor, katıldım. Dijital animasyon büyük ekranda ne kadar farklı olabilir ki diye düşündüm. Film başladığında ilk şoku aldım: ses. Evde duyamadığım, fark edemediğim ses katmanları. Rüzgar sahnelerinde salonun hoparlörleri bedenimi etkiledi. Ayak sesleri, su, çevre sesleri, bunlar evdeki hoparlörde kayboluyordu, sinemada çepeçevre sarıyordu. Animasyon filmi sinema deneyiminin ikinci sürprizi görsel detaydı. Filmi daha önce evde de izlemiştim. Ama sinemada yaprak dokularını, su yüzeyindeki kırılmayı, saç tellerinin hareketini net gördüm. Evde bunlar göze çarpmıyordu, ekran yeterince büyük değildi. Salondaki ortak izleme deneyimi de farklıydı. Komik sahnede herkes güldü, ben de, yalnız izlesem bu kadar gülemezdim. Duygusal sahne geldi, salon sessizleşti. Bu kolektif his, ev izlemesinde yok. Animasyon filmi sinema deneyimi bana hem teknik hem de sosyal bir şey öğretti. İyi animasyon büyük ekranı hak ediyor. Sanatçıların koyduğu detaylar o ekranda görünür oluyor. Küçük ekranda bunların bir kısmı kaybolup gidiyor. Bu deneyimden sonra animasyon filmlerini sinemada izlemeye özellikle dikkat ediyorum. Teknik üretimi bu denli yüksek yapımlarda sunum ortamı içeriğin bir parçası oluyor.