Doğrusal olmayan kurgu sinema tarihinde bir teknik yenilik olmaktan çıkıp anlatı dilinin temel araçlarından biri haline geldi. Zamanın parçalanması, geri dönüşler, paralel zaman çizgileri ve anlam yüklü kurgusal boşluklar artık sadece avant-garde'ın değil, geniş kitlelere ulaşan yapımların da ortak söz dağarcığı. Doğrusal olmayan kurgunun duygusal etkisi iki temel mekanizma üzerinden işliyor. Birincisi, bilgi asimetrisi. İzleyiciye hikayenin bazı parçaları verilirken diğerleri ilerleyen sahnelerde yerleşiyor. Bu eksik bilgi kaygı, merak veya öngörü duygularını sürekli aktif tutuyor. Gizemin tamamlanması bir ödül gibi hissettiriyor. Birçok gerilim ve suç filmi bu mekanizmanın üzerine inşa ediliyor. İkincisi, duygusal yeniden değerlendirme. Geç açıklanan bir flashback ya da önceden gösterilen bir sahnenin farklı anlamına işaret eden yeni bağlam, izleyicinin daha önce inşa ettiği anlamı yıkarak yenisini kurmasını sağlıyor. Bu an, sinemanın en güçlü duygusal tepkilerini üretebiliyor. Güven ve sürpriz birleşiyor. Doğrusal olmayan kurgu sinema açısından değerlendirildiğinde riskleri de görmezden gelmemek gerekiyor. Kötü uygulandığında izleyiciyi bağlamdan kopuk bırakabiliyor; neyin geçmişte neyin şimdide olduğunu takip etmek yorucu hale gelebiliyor. Karmaşıklık, anlam üretmek yerine kargaşa yaratıyorsa teknik araç amacını aşmış demek. İzleyici profilinin bu tekniğe tepkisi de homojen değil. Sinema okur-yazarlığı yüksek izleyiciler parçalı zaman çizgilerini rahatlıkla takip ediyor. Geniş kitleye hitap eden yapımlarda tutarlı bir referans çıpası olmadan yapılan zaman atlama, anlatı kaybına yol açabiliyor. Film tarihinde doğrusal olmayan kurgunun dönüşüm noktaları incelendiğinde bu tekniğin farklı dönem ve kültürel bağlamlarda farklı amaçlara hizmet ettiği görülüyor. Japon sinemasında çoğu zaman duygusal gerçekliği vurgularken farklı sinemacı geleneklerinde entelektüel mesafe veya ironi aracı olarak kullanıldı. Bu çoğulluğu fark etmek, tekniği daha doğru değerlendirmenin temel koşulu.