Çeviri, iki dil arasında köprü kurmaktan çok daha derin bir süreçtir. Çeviri teorisi, bu sürecin nasıl işlediğini, neyin başarılı neyin başarısız bir çeviri olduğunu anlamaya çalışır. Farklı kuramcılar yüzyıllar boyunca bu soruya farklı yanıtlar üretmiş ve ortaya birbirinden ilginç yaklaşımlar çıkmıştır. En köklü tartışmalardan biri "biçimsel denklik" ile "işlevsel denklik" arasındadır. Biçimsel denklik, kaynak metnin yapısını, sözdizimini ve biçimini olabildiğince korumayı öngörür. İşlevsel denklik ise hedef kitleye aynı etkiyi yaratmayı hedefler; kaynak metindeki bir İngiliz deyimi Türkçede farklı bir deyimle karşılanabilir. Çeviri teorisi bu iki uç arasında nasıl bir denge kurulacağını sorgular. Linguistik yaklaşımlar çeviriye dilbilim perspektifinden bakar. Anlam katmanlarını, sözdizimsel dönüşümleri ve eşdeğerlik ilişkilerini inceler. Öte yandan kültürel çeviri kuramları, dilin kültürle iç içe geçtiğini vurgular; bir metni çevirmek aynı zamanda bir kültürü bir diğerine aktarmak demektir. Bu bakış açısına göre çeviri teorisi yalnızca dilleri değil toplumları da bir araya getirir. Skopos kuramı ise çevirinin amacını merkeze alır. Bir reklam metni, edebi bir roman ve hukuki bir sözleşme birbirinden tamamen farklı beklentiler taşır; dolayısıyla bu metinlerin çevirisi farklı stratejiler gerektirir. Hangi yaklaşım benimsenir benimsenmez, çeviri teorisi bize asıl soruyu hatırlatır: Çevirmek, aktarmak mıdır, yoksa yeniden yaratmak mı?