Otobüste tanımadığı insanlara konuşabilen insanlara hayran bakardım. Ya da iş teklifini geride bırakıp yeni bir şehre taşınabilenlere. Benim için konfor alanı dışına çıkmak teorik olarak çekici, pratikte ise neredeyse imkânsız geliyordu. Konfor alanı dışına çıkmak benim için bir tercih değil, bir zorunlulukla başladı. Çalıştığım şirket kapandı ve birden yeni bir iş bulmam gerekiyordu. Bu aynı zamanda şehir dışında iş aramam anlamına geliyordu. Yıllarca kalmaktan korktuğum adım, zorla atılmış oldu. Konfor alanı dışına çıkmanın ilk aşaması panik değil tuhaf bir serbestlikti. Bütün eski planlar artık geçerli değildi. "Şimdiye kadar böyle yapıyordum" argümanı çökmüştü. Bu hem korkutucu hem de garip bir özgürlüktü. Yeni şehirde ilk aylar zordu. Kimseyi tanımıyordum, rutinlerim yoktu, her şeyi sıfırdan kurmak gerekiyordu. Gece eve dönerken kendime "neden yaptın bunu" dediğim çok oldu. Ama o zorluğun ortasında küçük bir şey fark ettim: her gün bir şeyler öğreniyordum. Her gün birini tanıyordum, bir yeri keşfediyordum, bir sorunu çözüyordum. Bu öğrenme hissi, konfor alanımda çok uzun süredir hissetmediğim bir şeydi. Altı ay sonra arkadaşlarıma anlattığımda şunu söyledim: ben dışarı çıkmadım, ben içeri girdim. Konfor alanı dışı değil, aslında ben alanımdı. Sadece tanımamıştım.