Tıbbi tercümanlık deneyimi deyince aklıma hep o sabah geliyor. Hastanenin koridorlarında yürürken içim titriyordu; ameliyathaneye ilk kez girecektim ve elimde yalnızca bir sözlük ile birkaç aylık tıp terminolojisi notum vardı. Cerrahın hasta yakınına anlattığı prosedürü aktarmam gerekiyordu. Kelimelerin yanlış gitmesi, hayat kalitesini doğrudan etkileyen bir karara yol açabilirdi. Tıbbi tercümanlık deneyimi bana o an şunu öğretti: bu iş sözlük bilmekten çok daha fazlasını gerektiriyor, sakin kalabilmek, beden dilini okumak ve her iki tarafın da gerçekten anlaşıldığından emin olmak. Ameliyat öncesi görüşmede cerrah çok hızlı konuşuyordu. Bir noktada 'anastomoz' kelimesini kullandı; bağırsak bağlantısını anlatan teknik bir terimdi. Türkçe karşılığını biliyordum ama hasta yakını anlayacak mıydı? 'Bağırsak uçlarının birbirine dikilerek birleştirilmesi' diye açıkladım. Cerrah kısa bir bakış attı, sanki 'böyle mi anlatılıyor' der gibi, ama onayladı. Bir saati aşan o görüşmenin sonunda hasta yakını bana sarıldı. 'Hiç anlamadığım şeyleri anladım' dedi. İşte o an tıbbi tercümanlık deneyiminin neden bu kadar önemli olduğunu içimde hissettim. Bu alanda çalışmak isteyenlere önerim: terminoloji öğrenmekten önce empati becerini geliştir. İnsanlar ne duyduklarını değil, nasıl hissettiklerini hatırlar. Tercüman olarak sen iki dünyanın arasında köprü kuruyorsun; o köprünün sağlam olması için sadece kelimeler değil, güven de lazım.