Kanuni Sultan Süleyman lakabı, Osmanlı tarih yazımının en ilginç meselelerinden birini sunuyor. Batı'da "Muhteşem" (The Magnificent) olarak anılan padişah, Osmanlı kaynaklarında ve Türk tarih anlayışında "Kanuni", yasa koyucu, sıfatıyla öne çıkıyor. Bu iki farklı vurgunun arka planı ne? Kanuni Sultan Süleyman lakabı meselesine bakarken önce söylemin işlevine odaklanmak gerekiyor. Osmanlı bürokrasisinde onaltıncı yüzyılda gerçekleştirilen hukuki düzenlemeler, kapsamlı bir kanunname hazırlanması, bunlar padişahın yönetim dönemine özgü önemli gelişmeler. Ama bu düzenlemelerin tamamı padişahın şahsi girişimi mi yoksa o dönemin Osmanlı bürokrasi yapısının olgunlaşmasının bir yansıması mı? Tarihçiler bu soruya farklı yanıtlar veriyor. Kanuni Sultan Süleyman lakabı, aynı zamanda hanedanın kendini meşrulaştırma stratejisinin bir parçasıydı. Osmanlı hükümdarları hem İslam hukukunu hem de örf hukukunu uygulama yetkisini elinde bulunduran bir konumda olduklarını vurguluyordu. Padişahı kanunun üstünde değil kanunun kaynağı olarak sunan bu çerçeve, siyasi gücü sembolik olarak pekiştiriyordu. Bu çerçevenin tam anlamıyla nesnel bir tarih değerlendirmesi olmadığını kabul etmek, propagandayı gerçekten ayırt etmeye başlamamızı sağlıyor. Osmanlı tarih yazımının erken dönem Türk milliyetçiliğiyle nasıl bir ilişki kurduğu da bu tartışmayı besliyor. Cumhuriyet'in kuruluş döneminde Osmanlı tarihine yönelik seçici bir sahiplenme ve dışlama süreci yaşandı. Süleyman bu dönemlerde nasıl konumlandırıldı, hangi dönemlerde yüceltildi, hangi dönemlerde eleştirildi? Kanuni Sultan Süleyman lakabı tartışması, tarihin kendisinden çok tarihin nasıl yazıldığını ve kimin işine yaradığını sorgulatıyor. Bu sorgulama geçmişe saygısızlık değil; tam tersine geçmişi daha dürüst anlamanın yolu.