Fotoğraf makinesi başlangıç hataları deyince gülerek anlatabildiğim şeyler var artık ama o dönemde ciddi sinirliydim. Makinemi aldığım ilk hafta çektiğim fotoğrafların tamamını silmek zorunda kaldım. Nedeni basitti: hiçbiri iyi değildi. Hepsi ya soluk, ya titremiş, ya da çerçevesi kaçıktı. Birinci hata: otomatik modu hiç açmamak. Ben fotoğraf makinesi başlangıç hatalarının en büyüğüne düştüm, yeni aldığım aletin otomatik modunu "acemi" saydım ve hemen manuel moda geçtim. ISO nedir bilmiyorum, diyafram nedir bilmiyorum, enstantane nedir bilmiyorum. Ama manuel moddayım. Her kare karanlık veya beyaz çıktı. Bir hafta sonra utana utana otomatik moda döndüm ve fotoğraflarım anında düzeldi. İkinci hata: zoom yapmak yerine yakına yürümemek. "Optik zoom" ve "dijital zoom" farkını bilmiyordum. Dijital zoom ile çektiğim fotoğraflar baskıda pikselleşiyordu. Sonradan öğrendim: mümkünse fiziksel olarak yaklaşmak, zoom kullanmaktan her zaman daha iyidir. Üçüncü hata: ışığa sırtımı döndürmek. Fotoğraf makinesi başlangıç hataları listesinde bu klas bir yer tutar. İyi ışık önden ya da yandan gelmelidir. Ben manzaraya odaklanırken güneşin arkamda mı, önümde mi olduğunu düşünmüyordum. Siluet istemiyorsanız ışıkla oynamayı öğrenin. Dördüncü hata: hafıza kartını küçük almak. İlk hafta hafıza kartım doldu. Düşük çözünürlükte çekmeye başladım, o fotoğraflar ise baskıya gelmedi. Beşinci hata: lensi hiç temizlememek. İlk iki ay hiç bakmadım. Sonra bir fotoğrafçı lensin üstündeki yağ izini gösterdi. O lekeyi aylarca taşımışım. Altıncı ve en büyük hata: çektiğim fotoğrafları incelemeden silmek. Sildim, sildim, sildim. Öğrenmem gereken şeyler de silindi. Meğer iyi fotoğraf kadar kötü fotoğraf da değerliymiş, neyin işe yaramadığını görmek için. Fotoğraf makinesi başlangıç hataları bir ders listesi gibi görünüyor ama aslında hepsi aynı yere işaret ediyor: sabırsızlık. Çabuk iyi fotoğraf çekmek istedim. Ama iyi fotoğraf önce kötülerden geçiyor.