40 yaşında spor başlangıcı kararımı verdiğimde çevremden iki tür tepki aldım: "çok geç" diyenler ve "aferin" diyenler. İkisi de yanlıştı bir anlamda. Çünkü mesele ne geç olmak ne de alkışlanmaktı. Sadece başlamak istiyordum. Neden kırk yaşında? Çünkü otuzlarda hep "bir gün" dedim. Kırka girince anladım ki "bir gün" ya bugündür ya da hiçbir gün. Bu düşünce sert geldi ama işe yaradı. 40 yaşında spor başlangıcının ilk zorlukları beklenmedik yerden geldi: bedenimden. Yirmi yaşında sporcu olmadım ama hareketliydim. Kırka gelince bazı şeyler değişmişti. Esneklik azalmış. Kas kazanmak daha yavaş. İyileşme süresi uzuyor. Bunları kabul etmek için bir uyum süreci gerekti. Yürüyüşle başladım. Günde yarım saat. Basit, kolay, her yerde yapılabilir. İki ay sonra tempo koşuya geçtim. 40 yaşında spor başlangıcında küçük hedefler belirlemek benim için doğru yaklaşım oldu. Beşinci ayda antrenman arkadaşı edindim. Komşumun kızı, yirmi beş yaşında. Aramızdaki hız farkı açıktı. Ama birlikte gitmek motivasyonu sürdürdü. Onun hızına yetişmeye değil, kendi düzenime odaklandım. 40 yaşında spor başlangıcının bir yılında kilo vermedim, büyük kas yapmadım. Ama şunu yaşadım: sabah uyanışları daha kolay, enerji gün boyunca daha dengeli, sırt ağrısı geçti, uyku kalitesi arttı. Geç mi başladım? Belki. Ama on yıl önce başlasaydım bu saydıklarımı on yıl önce yaşardım. O düşünce en büyük motivasyon kaynağım oldu.