Vintage alışveriş yapmayı bir arkadaşın peşinden başladım. İlk gün bir ikinci el pazarında üç saat dolaştım, elim boş döndüm. Arkadaşım ise üç harika parça bulmuştu. Nasıl yapıyordu bunu? Vintage alışveriş bir beceri. Bunu o günden sonra kabul ettim ve öğrenmeye başladım. İlk ders: sabır gerektirir. İkinci el bir mağazada ne aradığınızı bilmeden girip çıkıyorsunuz. Ama ne aradığınızı biliyorsanız, o yığın içinde tam doğruyu bulabiliyorsunuz. Vintage alışveriş yaparken öğrendiğim ilk şey kumaş testiydi. Etiket olmayan parçalarda malzeme ne? Elinizdeyken nasıl düşüyor, tene nasıl oturuyor? Dokunuşla çok şey anlıyorsunuz. İkinci ders: dikişlere bakın. Kaliteli eski parçalarda dikişler sağlam, kenarlar bitişli. Ucuz ve eski parçalarda dikişler pörsüyordu. Vintage alışverişin benim için en keyifli yanı, her parçanın bir hikâyesi olması. Üzerinde kim takmıştı, nerede nerede gitmişti? Bu soruları cevaplamak mümkün değil elbette; ama hayal etmek serbest. Ekonomik açıdan da çok farklı. Aynı kalitede yeni bir parça on katı fiyatına satılıyor olabilir. Vintage alışveriş kaliteyi uygun fiyata bulmak; ama bunun için zaman ve bilgi gerekiyor. Şimdi her şehirde vintage mağazaları önce keşfediyorum. Bu alışkanlık hem gardırobuma çeşitlilik katıyor hem de abur cubur tüketimden uzak tutuyor. Her parça düşünülerek alınıyor.