Tez, antitez, sentez. Bu üçlü formül, Hegel diyalektik eleştiri tartışmasında en çok yinelenen basitleştirme. Paradoks şu: Hegel bu tercihi bizzat bu şekilde kullanmadı; tez-antitez-sentez formülü ağırlıklı olarak Kant sonrası sistemleştirme girişimlerinden geliyor. Ama bu yanlış atıf, yöntemin ne denli bulanık algılandığını gösteriyor. Hegel'in gerçek argümanı daha karmaşık: Tarih ve düşünce, içsel çelişkilerin aşılmasıyla ilerliyor. Bir kavram kendi karşıtını üretiyor, bu gerilim yeni bir sentezde aşılıyor, ama bu sentez de yeni çelişkileri doğuruyor. Hegel diyalektik eleştiri bu sürecin sonsuz ilerleyeceğini ve mutlak bilgiye ulaşılacağını öne sürdüğünde en zayıf noktasına geliyor. Karl Popper, Hegel'i yanlışlanabilirlik ölçütü açısından sert biçimde eleştirdi. Diyalektik yöntem, her olumsuz kanıtı kendi içinde eritme yeteneğine sahip; çünkü çelişki sistemin işleyiş biçimi olarak sunuluyor. Bu da Hegel diyalektik eleştiri perspektifinden bakıldığında yöntemi bilimsel anlamda sınanabilir olmaktan çıkarıyor. Marksistler Hegel'i maddeci bir zemine oturttu: Düşüncenin değil, maddi koşulların çelişkili ilerlediğini savundu. Bu uyarlama diyalektiğin en verimli kullanım biçimlerinden biri oldu; ama aynı zamanda Hegel'in idealist çerçevesini terk etti. Hegel diyalektik eleştiri yalnızca akademik bir mesele değil. Diyalektik düşünme biçimi, karşıt argümanları anlayarak kendi konumunu geliştirmek, pratik bir beceri olarak değerli kalıyor. Sorun, yöntemin soyut ve kapalı bir sistem içinde hapsolduğunda gerçek dünyayı açıklamak yerine her şeyi açıklıyormuş gibi görünmesi. Bu fark göz ardı edilmemeli.