Çocukluk kitabını yeniden okumak fikri, bir sohbetten çıktı. Birileri o kitabın adını söyledi ve içimde bir şey sıkıştı. Onu ders kitabı olarak okumak zorunda kalmıştım, sınav için, bir öğretmenin istediği yorumlarla. O kitabı hiç sevmemiştim. Aslında doğrusu: O kitabı anlamamıştım. Ama anlamamak ile sevmemek arasındaki farkı o yaşta bilmiyordum. Bir gün ikinci el sahafta gördüm. Aldım. Çocukluk kitabını yeniden okumak, tuhaf bir karışım yarattı içimde. Bazı sahneleri hatırlıyordum, ama şimdi farklı hissettiriyordu. Çocukken geçip gittiğim bir diyalog, şimdi duraksattı. "Bunu o zaman neden görmedim?" diye düşündüm. Cevabı basit: O zaman görmek için gereken hayat deneyimi yoktu henüz. Çocukluk kitabını yeniden okumak bana birkaç şey öğretti. Birincisi, anlama yaşla değişiyor, hem yaş hem de deneyim. Aynı metin, farklı bir insana ulaşıyor. İkincisi, zorla okutulan kitap, kitabın suçu değil. O yaşta bize dayatılan okuma deneyimi, kitapla gerçek bir ilişki kurmamızı engelliyor. Belki bazı kitaplar erken, bazıları geç olması gereken zamanlarda geliyor. Bitirdiğimde üzüldüm, kitabın bittiği için değil, o zamanki ben için. Güzel bir şeyi kaçırmıştım. Ama şimdi bulmuştum. Bu da yeterliydi.