Göbeklitepe ziyareti deneyimim planlarımda yoktu; Güneydoğu gezisine eklentiydi. Bir arkadaş "Oraya mutlaka uğra" dedi; dönüşte ona teşekkür ettim. Alan açık havada. Arkeoloji parkı içinde yürüyorsunuz, etrafta Urfa'nın kuru tepeleri. Sergi ve açıklamalar var; ama asıl şey, o taş sütunlar. On iki bin yıllık. Göbeklitepe ziyareti deneyiminde aklım bir hesap yapmaya çalıştı: on iki bin yıl önce kim bunları yaptı, nasıl, neden. Tarih soyut kalır çoğu zaman; burası somuttu. O sütunların taşındığı mesafe, işlendiği yöntemler, bir amaca hizmet ettiği bilinci. Bu insanlar benim gibi düşünmüştü en azından bir şeyleri. En çok hangi şey etkiledi beni? Kazılmamış alanın büyüklüğü. Araştırmacılar söylüyor; görünenin altında çok daha fazlası var. Yani burası hâlâ devam eden bir keşif. Ziyaret ettiğimde buradaki hikayelerin tamamına sahip değildik. Göbeklitepe ziyareti deneyiminin bende bıraktığı kalıcı iz tarih algımda oldu. Uygarlık çizgisini düz çekme eğilimindeyiz; bu yer diyor ki uygarlık başladı dediğimiz yerden çok önce insanlar topluca bir şeyler inşa ediyordu. Bu bilgi kafamı karıştırdı, iyi bir karışıklıkla. O günden beri arkeoloji haberlerini farklı takip ediyorum. Başka bir yerde başka bir keşif olduğunda benim için soyut değil. Göbeklitepe ziyareti bana somut bir pencere açtı ve o pencere kapanmadı.