Saklıkent Kanyonu, Antalya ili Fethiye ilçesinin yakınında, Akdağlar'ın eteklerinde açılan derin bir yarık vadisi. Türkiye'nin en uzun kanyonu unvanını taşıyor ve bu iddia doğrulanabilir: yaklaşık 18 kilometre uzunluk ve yer yer 300 metreyi aşan duvar yükseklikleri gerçek bir jeomorfolojik yapı sunuyor. Saklıkent Kanyonu'nun oluşum süreci kalker (kireçtaşı) kayaçların çözünmesiyle ilgili. Esen Çayı ve yer altı sularının etkisiyle milyonlarca yıl boyunca kesilen kaya, bugünkü dikey duvarlı dar vadi görünümünü kazanmış. Bu tür fluviyal ve karstik erozyon kombinasyonu dünya genelinde nadir rastlanan bir jeolojik özelliktir. Doğa değeri açısından Saklıkent Kanyonu, dar koridor yapısının yarattığı mikro iklim sayesinde Akdeniz bölgesinde alışılmışın dışında bir nemli habitat sunuyor. Vadi tabanında kıl eğrelti otları, yosunlar ve diğer nemcil bitki toplulukları yetişiyor. Biyoçeşitlilik açısından vadi içi ve dışı arasındaki kontrast belirgin. Ancak Saklıkent Kanyonu'nun turizm baskısı altındaki ekolojik dengesi ciddi bir sorgu gerektiriyor. Yaz sezonunda yüz binlerce ziyaretçiyi çeken vadi, ziyaretçi taşıma kapasitesi sınırlaması açısından yetersiz yönetiliyor. Vadi tabanındaki köprüler, ahşap platformlar ve restoran yapıları ekolojik etki değerlendirmesi yapılmadan inşa edilmiş görünüyor. Kanyona girişte uygulanan bilet sistemi temel bir koruma geliri sağlıyor; ancak bu gelirin ne kadarının habitat izleme ve restorasyon çalışmalarına yönlendirildiği şeffaf biçimde paylaşılmıyor. Giriş yapılarının kanyon ağzındaki betonlaşma düzeyi de estetik ve ekolojik açıdan sorgulanabilir. Saklıkent Kanyonu'nu değerlendirirken jeolojik değeri ve yakın çevredeki Likya Yolu güzergahıyla yarattığı doğa turizminin doğru yönetildiğinde büyük potansiyel taşıdığını teslim etmek gerekiyor. Vadi duvarlarının ihtişamı, akar suyun sesi ve dar geçitlerin verdiği izolasyon hissi benzersiz bir deneyim sunuyor. Fakat bu deneyimin sürdürülebilirliği, mevcut turizm yoğunluğu ve altyapı anlayışıyla tehdit altında.