Bankacılıktan girişimciliğe geçiş kararımı verdiğimde müdürüm "iyi düşün" dedi. Ailem "riskli" dedi. Arkadaşlarım "bırakma bu işi" dedi. Ben yine de imzaladım. Bankacılık on yıldı. İyi bir maaş, güvenli bir kariyer yolu, net bir hiyerarşi. Bunların cazibesini küçümsemiyorum. Ama sabah kalkarken hissettiğim o ağırlık, on yıl boyunca birikti. Bankacılıktan girişimciliğe geçiş ilk altı ay gerçekten zordu. Aylık sabit gelirin kaybolması psikolojik olarak ağır. Her sabah ne kazanacağını bilmeden uyandığında, on yıllık güvenlik alışkanlığı seni köşeye sıkıştırıyor. Kendime bankada öğrendiğim disiplini uygulamak biraz zaman aldı. Orada sistemler vardı, süreçler vardı. Kendi işimde her şeyi ben kuracaktım. İlk müşteri geldiğinde tarif etmesi güç bir şey oldu. Para değildi. O müşteri, kendi kararımı doğrulayan bir kanıt gibiydi. "Devam et" dedi bir bakıma. Bankacılıktan girişimciliğe geçişin ikinci yılında bir şey netleşti: Başkasının sisteminde çalışmak ile kendi sistemini kurmak tamamen farklı beceriler gerektiriyor. Bankacılıkta öğrendiklerim temel oldu ama yetmedi. Girişimcilik yeni bir dil. Hâlâ zor günler oluyor. Ama o ağırlık kalktı. Ve o ağırlığı tarif edemeyenlerle bu farkı paylaşmak mümkün olmuyor. Onu yaşamak gerekiyor.