Sahil yüksek katlı yapılaşma sorunu, Türkiye'nin deniz kıyılarında onlarca yıldır devam eden ve geri döndürülmesi son derece güç bir sürecin adıdır. Her yeni turistik sezon, bu sürecin ne kadar ilerlediğini bir kez daha gözler önüne sermektedir. Sahil yüksek katlı yapılaşmanın en belirgin etkisi, kıyı şeridinin özel mülklere ait bir perde duvarına dönüşmesidir. Kamuya ait olan deniz manzarası, birkaç katlı otel veya apart kompleksinin arkasında kaybolmaktadır. Konum değeri arttıkça yapılar büyümekte; büyüdükçe birbirini gölgeleyen bu kümeleşme daha da yoğunlaşmaktadır. Doğal kıyı görünümünün tahribatı yalnızca görsel bir kayıp değildir. Kıyı ekosistemi açısından da ciddi sonuçlar doğurmaktadır: inşaat süreçleri kıyı erozyonunu hızlandırmakta, yoğun yapılaşma yağmur suyunu denize değil kanalizasyona yönlendirmekte ve kıyı biyoçeşitliliği baskı altına girmektedir. Kanuni düzenlemeler kâğıt üzerinde var olsa da etkin uygulamadan uzaktır. Kıyı kenar çizgisinin yanlış belirlenmesi, istisnai izinlerin rutin hale gelmesi ve yargı kararlarının çoğu zaman uygulanmaması, hukuki koruma kalkanını işlevsiz kılmaktadır. Örnek alınabilecek ülkeler mevcuttur: İspanya ve Portekiz, kıyı şeridinde kat yüksekliğini kısıtlayan, doğal tampon bölgeler koruyan ve kıyı erişimini kamusal hak olarak güvence altına alan mevzuatı başarıyla uygulamıştır. Türkiye'nin sahil politikası bu deneyimlerden beslenmelidir.