Kant transandantal estetik öğretisi, Saf Aklın Eleştirisi'nin (Kritik der reinen Vernunft) ilk büyük bölümünü oluşturur ve duyarlık yetisinin (Sinnlichkeit) koşullarını araştırır. Kant bu bölümde uzay ve zamanın nesnel gerçeklikler değil, zihnin deneyimi yapılandıran apriori sezgi biçimleri (reine Anschauungsformen) olduğunu savunur. Kant transandantal estetik içinde uzayın statüsüne ilişkin argüman iki aşamalıdır. Metafizik deduction aşamasında uzayın deneyimden türetilemeyeceği gösterilir; zira herhangi bir dışsal deneyimin mümkün olabilmesi için uzay temsilinin zaten mevcut olması gerekir. Transandantal deduction aşamasında ise uzayın Öklid geometrisinin zorunlu geçerliliğini açıkladığı ileri sürülür. Bu çıkarım, Kant'ın Öklid uzayını evrensel geçerli kabul eden tarihsel bağlamını yansıtır; Riemann geometrisinin ortaya çıkışı bu argümanı tarihsel olarak sorunsallaştırmıştır. Zaman ise Kant'ın sisteminde iç duyunun (innerer Sinn) apriori biçimi olarak uzaydan ayrışır. Uzay yalnızca dış deneyimi yapılandırırken zaman hem iç hem de dış deneyimin koşuludur; dolayısıyla uzaydan daha temel bir statüye sahiptir. Schopenhauer bu hiyerarşiyi devralmış, Heidegger ise zamanın birincilliği tezini Dasein analizinde kökten farklı bir çerçevede yeniden işlemiştir. Transandantal idealizm açısından bu öğreti, uzay ve zamanın şeylere kendinde (Dinge an sich) değil, görünüşlere (Erscheinungen) ait olduğu anlamına gelir. Bu ayrım empirik realizm ile transandantal idealizmi uzlaştıran Kantçı çözümün temel taşıdır: uzay ve zaman empirik açıdan gerçek (fenomenal dünyayı düzenlemede nesnel olarak geçerli), transandantal açıdan ise idealdir (şeylerin kendinde yapısını değil zihnin yapısını yansıtır). Çağdaş yorumlar açısından Strawson, Allison ve Longuenesse gibi yorumcular transandantal estetiğin argüman yapısını farklı biçimlerde yeniden inşa etmiştir. Özellikle duyarlık ve anlama yetisinin keskin ayrımı, McDowell gibi neo-Kantçıların sorguladığı felsefi bir gerilim noktası olarak güncelliğini korumaktadır.