Orhan Pamuk roman deneyimim İstanbul'a taşındıktan sonra başladı. Şehri anlamak istedim, rehberler anlatmadı. Bir kitap bence bir şehri haritadan iyi anlatır. O romanı okumaya başladım. İlk sayfalardan itibaren tanıdım sokakları; köprüler, semtler, sahil şeritleri. Ama yazarın anlattığı İstanbul turistik harita değildi. Bir hafıza katmanı vardı: eski yıkılmış binalar, büyük ev sahibi aileler, kaybolmuş mahalleler. Orhan Pamuk roman deneyimi bende İstanbul'a çift gözlü bakmayı öğretti. Gördüğüm şehir ve olmuş şehir. Bir binadan geçerken artık o binanın ne olduğunu, ne olmadığını merak ediyorum. Nostaljik bir romantizm değil bu; bir şehrin katmanlarını okuma çabası. Romanda bir karakter bir semti uzun uzun anlattı. Aynı semtte oturuyordum. Ertesi sabah o semti bilerek yürüdüm, anlatılan sokakları aradım. Bazıları vardı, bazıları değildi. Değişim görünürdü. Orhan Pamuk roman deneyiminde çok etkilendiğim şey dildi. Cümle uzun, anlatı yavaş. Bu yavaşlık Türk edebiyatında ayrı bir his yaratıyor. Buna alışmak zaman aldı ama alışınca bırakmak istemedim. O kitabı okuduktan sonra şehre başka baktım. Turist gibi değil, sakin gibi de değil. Biraz arkeolog gibi; altındakini merak eden biri gibi. Bu bakış açısını bir roman verdi bana.