Mrs. Dalloway bilinç akışı tekniği, romanın yayımlandığı 1925 yılından bu yana edebi analizin merkezinde. Virginia Woolf'un bu yapıtında geliştirdiği yaklaşım, sadece roman tekniği açısından değil, iç deneyimin dili aracılığıyla nasıl aktarılabileceğine dair köklü bir soru olarak da okunmayı hak ediyor. Bilinç akışı, anlatıcı sesi ile karakter düşüncesi arasındaki sınırı neredeyse silerek iç düşüncenin olduğu gibi, bağlanmamış, çağrışımsal, zaman atlayan, aktarılmasını hedefler. Woolf bu tekniği Mrs. Dalloway'de özellikle özgün bir biçimde kullanır: Tek bir London gününü aktarırken Clarissa Dalloway ve Septimus Warren Smith'in iç dünyaları birbiriyle hiç karşılaşmadan kesişiyor. Paralel bilinç akışları, nesnel bir konuşma olmadan ortak temaları (savaş, ölüm, kimlik) işliyor. Mrs. Dalloway bilinç akışı tekniğinin en başarılı yanlarından biri, zamanın işlenme biçimi. Londra'nın büyük saatleri (Big Ben) romanın ritim aleti olarak kullanılır; her çan sesi okuyucuyu nesnel zamana çekerken karakterin iç zamanı çok farklı bir hız ve yoğunlukta akar. Bu kontrast, zamanın öznel ve nesnel boyutları arasındaki gerilimi somutlaştırır. Eleştirel bir perspektiften bakıldığında bilinç akışının erişilebilirlik meselesi güncelliğini koruyor. Woolf'un bu tekniği bilinçli olarak zorlu kılıp kılmadığı ya da tekniğin doğasında bu güçlüğün var olup olmadığı tartışmalı. Ama şunu söylemek mümkün: Teknik, belirli bir dikkat ve sabırla okunduğunda diğer pek çok roman biçiminin sunamadığı bir yakınlık duygusu üretiyor. Feminist okumalar da Mrs. Dalloway bilinç akışını farklı bir boyuttan ele alıyor. Woolf'un tekniğin merkezine kadın iç deneyimini koyması, dönemin büyük anlatılarını dışlamış sesler için alan açıyor. Septimus'un savaş travması ile Clarissa'nın toplumsal baskıyı içselleştirme biçimini eş planda tutmak, bakış açısının nasıl bir siyaset barındırdığını gösteriyor. Teknik olarak miras açısından Woolf'un bu romandaki deneyi, sonraki kuşak yazarların bilinç akışı kullanımını doğrudan şekillendirdi. Geliştirilen araç yalnızca Woolf'a özgü kalmadı, çağdaş romanın ortak mülkü haline geldi.