Sokak sanatı ilk deneyimim yasadışıydı. Bunu kabul ederek başlıyorum. O gün izinsiz bir duvara boyam vurdum ve ne hissettim? Hem korku hem özgürlük, aynı anda. Sokak sanatı ilk deneyiminden önce haftalarca hazırlandım. Karalamalar yaptım, boyayı seçtim, mekana defalarca gittim. Gece saat ikiyi seçtim; kimse olmamalıydı. Başladığımda ellerin titremesi kaçınılmazdı. Her geçen araç panikletti. Boyarken bir şey değişti. Titreme geçti, odaklanma başladı. Duvar boyutu atölyeden farklı; vücut hareketleri büyüyor, boyam geniş yüzeye yayılıyor. Tasarımın bir bölümü planımdan saptı, ama duvarla konuşmak gibi bir şeydi bu; duvar da katkı katıyor. Sabaha karşı bitirdim, uzaklaştım. Ertesi gün o sokaktan geçtim. Duvar oradaydı. Benim tasarımım oradaydı. Yüzüm gülümsedi. Sokak sanatı ilk deneyiminden sonra yasal alternatifler aradım. Belediyeler ve özel mekanlar bazen sanatçılara izinli alanlar sunuyor; bu platformları araştırmaya başladım. Çünkü bir duvar boyamak istiyorsanız izinsiz yolun riskleri var: Para cezası, hukuki sorun, üzeri boyanma. İzinli bir duvar aynı özgürlüğü veriyor, kaygı olmadan. Sokak sanatı ilk deneyimi bana mekânın bir parçası olmayı öğretti. Tablo satılır, taşınır, kaybolur. Duvar orada durur. Bu kalıcılık farklı bir anlam taşıyor.