İç mekan bitki deneyimim sıradan bir alışverişle başladı. Mağazada küçük bir monstera gördüm, güzeldi, aldım. Eve götürdüm, pencere kenarına koydum. O gün bir şeylerin değişmeye başladığını hissetmedim, ama sonradan geriye döndüğümde o bitkinin bir başlangıç noktası olduğunu gördüm. İç mekan bitki deneyiminin ilk etkisi psikolojikti. Ofis çalışanıyım, evden çalışıyorum, odamda çok zaman geçiriyorum. Ekrana bakarken arada bir yeşile bakmak fark yaratıyor. Monoton bir ekran günü ile yeşil bitkilerin olduğu bir oda arasındaki fark söylemesi zor ama hissedilmesi kolay. Bir tane iki oldu. İki beş. İç mekan bitki deneyimim genişledikçe evin farklı noktaları farklı karakterler kazandı. Mutfaktaki otlar, salonun köşesindeki büyük dracaena, banyodaki pothos, her biri o mekânı yumuşatıyor. Beklenmedik öğrenimler de oldu. Bitkileri canlı tutmak sorumluluk öğretiyor. Sulama zamanını bilmek, ışık ihtiyacını anlamak, hastalandığında nedenini araştırmak, bunlar küçük ama tutarlı bir dikkat gerektiriyor. İç mekan bitki deneyimi farkında olmadan beni daha dikkatli biri yaptı. Ev artık çok farklı hissettiriyor. Aynı mobilyalar, aynı duvarlar, ama bitkilerle birlikte canlı. İç mekan bitki deneyimi başlamadan önce bu farkı hayal edemezdim. Şimdi bitkisiz bir ev düşünemiyorum.