Seriler koruyor, rozetler kazanıyorsunuz, puanlar birikiyor ve bir seviye atlıyorsunuz. Dil uygulaması oyunlaştırma eleştirisi, bu mekanizmanın dil öğrenimini mü yoksa oyun oynamayı mı teşvik ettiğini sorguluyor. Oyunlaştırma, davranışı sürdürmek için güçlü bir araç. Seri kaybetmeme kaygısı, rozetlere ulaşma tatmini, puan tablolarında yükselme, bunlar platformda kalma süresini artırıyor. Ama dil uygulaması oyunlaştırma eleştirisi şu soruyu soruyor: Kullanıcı uygulamayı kullansın mı istiyor, dili öğrensin mi? Bu iki şey örtüşebilir; ama çoğunlukla örtüşmüyor. Serini korumak için hızlıca birkaç egzersiz tamamlamak, derin öğrenmeyi değil görev tamamlamayı ödüllendiriyor. Beyin, ödül döngüsüne girdiğinde öğrenme yerine döngüyü besleyen davranışı optimize ediyor. İçerik tasarımı da tartışmalı. Bu uygulamaların büyük çoğunluğu, kullanıcıyı elde tutmak için eğlenceli ama sığ görevler sunuyor. Dilbilgisi açıklamaları yeterince derinleştirilmiyor, bağlamsal anlama yerine izole kelime-çeviri eşleştirmesi ön planda tutulur. Dil uygulaması oyunlaştırma eleştirisi bu tasarım tercihinin şirketin çıkarlarına göre yapıldığını, öğrencinin öğrenme çıkarlarına göre değil. Bu eleştiri bütünüyle reddetmek için gerekçe sunmuyor bu uygulamaları. Başlangıç maruziyeti sağlamaları, kelime dağarcığı için bir giriş noktası sunmaları ve alışkanlık oluşturma açısından değerleri var. Ama bu uygulamalarla günde on beş dakika geçirmenin ciddi dil öğrenimi olduğuna inanmak, şirket pazarlamasının kurbanı olmak demek. Araç olarak iyi; tek yöntem olarak yetersiz.