Doğa bazlı çözümler karbon giderimi son yıllarda politika gündeminde büyük yer kapladı. Orman restorasyonu, sulak alan koruması, toprak karbon yönetimi ve mavi karbon habitatları bu çerçeveye dahil edilen başlıca mekanizmalar. Ne var ki siyasi söylemin coşkusu ile bilimsel kanıtın kapsamı arasındaki mesafe kapatılmadan bu araçların gerçek katkısı doğru değerlendirilemiyor. Karbon giderimi kapasitesi tahminlerindeki temel sorun kalıcılık (permanence). Orman restorasyonu ile tutulan karbon, yangın, hastalık, kuraklık veya arazi kullanım değişikliği sonucunda atmosfere geri dönebiliyor. Bu dönüşüm potansiyeli yüksek olduğundan doğa bazlı çözümler karbon gideriminin fosil kaynaklı emisyonla denklenmesi bilimsel toplulukta tartışmalı. Ek biçimsellik (additionality) bir diğer kritik kısıt. Emisyon azaltımı ya da karbon tutumu, müdahale olmasaydı gerçekleşmeyecek olan artışı temsil etmeli. Halihazırda korunan ormanlar için bu kanıtın üretilmesi metodolojik açıdan güç; kontrafaktüel senaryonun belirsizliği kredi miktarını şişirme riskini beraberinde getiriyor. Doğa bazlı çözümler karbon giderimi kapasitesinin bölgesel sınırları da hesaba katılmalı. Tropikal yağmur ormanlarının birincil orman restorasyonu, boreal veya iklim değişikliğiyle stres altındaki alanlara kıyasla çok daha belirgin karbon tutma potansiyeli sunuyor. Aynı zamanda her bölgenin karbon stok belirsizliği farklı; karbonun hangi toprak katmanında tutulduğu ve bunun nasıl ölçüleceği standartlaşmamış. Mavi karbon (mangrove, deniz çayırı, tuzlubataklık) özellikle ilgi çekici çünkü birim alanda kara ormanlarına kıyasla yüksek miktarda karbon birikimi mümkün. Ancak bu habitatların haritalaması, karbon stok ölçümü ve izleme protokolleri henüz yeterince standartlaşmadı; ayrıca küresel yüzey alanları sınırlı. Doğa bazlı çözümler karbon gideriminin gerçekçi katkısı, bazı modellemelere göre 2030 hedeflerinin yüzde 20-30'una destek sağlayabilir, ancak bu, kalan yüzde 70-80'in fosil yakıt altyapısından hızlı geçiş olmaksızın karşılanamayacağı anlamına geliyor. Doğa bazlı yaklaşımları emisyon azaltımına alternatif olarak konumlandırmak bilimsel temelden yoksun; tamamlayıcı araç olarak çerçevelenmesi gerekiyor. Son dönem araştırmaları sızıntı (leakage) sorununu da ön plana çıkardı: bir bölgede korunan alanın baskıyı başka bir bölgeye kaydırması, net etkiyi hesaplamayı daha da karmaşık hale getiriyor. Bütün bu bilimsel çekinceler göz önüne alındığında, doğa bazlı çözümler değerli ama yeterli değil; hem iklim hem biyoçeşitlilik açısından güçlü bir gerekçeyle desteklenmeliler.