Tırmanma salonuna ilk girdiğimde duvarları gören herkes gibi düşündüm: "Bu kadar yüksek mi olmalı?" Sonra bir çocuğun o duvarlara tırnak gibi yapışıp hızla çıktığını gördüm. Ben yerde duruyordum. Kaya tırmanışı başlangıç sürecim tam sekiz ay önce başladı. Bir arkadaşım davet etti, "bir dene, belki seveceksin" dedi. Sevmekle kalmadım; bir şeye dönüştüm bu süreçte. İlk gün parmak derisim yüzüldü. Bunu bilmiyordum. Tutunmak için aşırı bastırıyorsunuz başta, teknik yok, sadece güç var. Güç varsa deriniz acı çekiyor. Eve gidince ellerimi suya sokmak istedim, yaktı. Temel bir gerçek bu: Kaya tırmanışı başlangıcında elleriniz bir hafta boyunca ağrır. Sonra deri sertleşiyor, sertleşmiş deri bir zevke dönüşüyor. İkinci haftada bacaklarımın çok az çalıştığını fark ettim. Hep kollarla çekmeye çalışıyordum. Eğitmen beni tuttu: "Bak, ayaklarına güven." Duvarda küçük bir çıkıntıya ayağımı koydu ve el tutmadan durabildiğimi gösterdi. O an zihinsel bir kapı açıldı. Tırmanış aslında ayak işi, üst vücut sadece denge. Bir ay sonra ilk rota tamamladığımda ne hissettim biliyor musunuz? Gereksiz yere ağladım. Kimse görmedi, görseydi de umursamazdım o an. Kaya tırmanışı başlangıç seviyesinde bile ilk tamamlanan rota sizi dönüştürüyor. Çünkü duvara bakıp "bunu yapamam" dediğiniz bir şeyi yaptınız. Üçüncü ayda plato yaşadım. Hiçbir şeyi geçemiyordum. Daha zor rotalar beni duvarda bırakıyordu, kelimenin tam anlamıyla. Düşmeler başladı. İlk düşüş korkutucu, sonra daha az korkutucu, sonra bir parça normal geliyor. Padi sistemi çalışıyor, güvendesiniz. Ama beyin bunu geç kabul ediyor. Dördüncü ayda bir şey fark ettim: Sorunları çözme biçimim değişmişti. Tırmanış rotaları birer bulmaca aslında. Her adımı planlıyorsunuz, her hareketi hesaplıyorsunuz. Bu düşünce tarzı hayatın başka alanlarına da sızıyor. Önce sistematik düşünüyorum artık, hemen tepki vermiyorum. Altı ay dolduğunda seviyem gerçek anlamda gelişti. Ama asıl değişen şey şu: Tırmanma salonuna gitmeyi artık spor olarak görmüyorum. Bir çeşit meditasyon gibi hissettiriyor. Duvardayken başka hiçbir şey yok, sadece bir sonraki tutunma noktası var. Bu odak, bu an içinde olmak, onu kaybetmek istemiyorum.