Birinci Dünya Savaşı Osmanlı cephesi, Batı tarih yazımında çoğunlukla tek bir perspektiften ele alınıyor: büyük güçlerin Orta Doğu üzerindeki rekabeti. Bu perspektif bazı önemli boyutları görünmez kılıyor. Birinci Dünya Savaşı Osmanlı cephesi denilince akla ilk olarak Çanakkale geliyor. Bu cephe gerçekten sembolik ve tarihsel açıdan belirleyici bir öneme sahip. Ama savaşın Osmanlı deneyimini yalnızca Çanakkale üzerinden okumak, Mezopotamya, Suriye, Hicaz ve Kafkas cephelerindeki farklı dinamikleri geri plana itiyor. Her cephe farklı aktörleri, farklı toplumsal etkileri ve farklı tarihsel sonuçları kapsıyor. Sivil nüfusun deneyimi Birinci Dünya Savaşı Osmanlı cephesi anlatısında çoğu zaman yetersiz yer buluyor. Sürgünler, kıtlık, hastalık ve zorunlu çalışma uygulamaları, savaşın Anadolu ve Arap topluluklarındaki izini askeri tarihten çok farklı bir pencereden anlatıyor. Bu hikayelerin kayıt altına alınması ve aktarılması hâlâ büyük ölçüde eksik. Arap dünyasından bakış açısı da Birinci Dünya Savaşı Osmanlı cephesi tartışmasında az yer buluyor. Arap milliyetçi hareketlerinin motivasyonları, bölge halkının savaşı nasıl deneyimlediği ve işgal sonrası düzenlemelerin bölgede yarattığı uzun vadeli sonuçlar, karmaşık ve birbiriyle çelişen anlatılar içeriyor. Bu çelişkileri anlamak, yüzeysel bir kahramanlar-hainler ikileminin ötesine geçmeyi gerektiriyor. Arşiv erişimindeki eşitsizlik de bu alandaki tarih yazımını etkiliyor. Farklı ülkelerin savaş dönemi arşivleri farklı erişilebilirlik koşullarına tabi; bu durum bazı perspektiflerin akademik literatürde daha fazla, diğerlerinin daha az temsil edilmesine yol açıyor. Birinci Dünya Savaşı Osmanlı cephesi üzerine çok sesli ve karşılaştırmalı bir tarih yazımı, Orta Doğu'nun bugününü anlamak için de değer taşıyor. Bu anlatıları genişletmek, hem akademik hem de toplumsal bir sorumluluk.