Meditasyona başlamak istediğimde çevremden hep aynı şeyi duydum: "Huzurlu hissedeceksin, dene." Peki denedim. İlk hafta huzur değil, kargaşa buldum. Gözlerimi kapattım, nefesime odaklanmaya çalıştım. Kafam durmadı. Alışveriş listesi, sabahki tartışma, akşam ne pişireceğim, yarın sabahki toplantı. Beş dakika sessiz oturmanın bu kadar zor olacağını hiç tahmin etmemiştim. Meditasyona başlamak isteyen çoğu insan ilk hafta bırakıyor. Ben de neredeyse bırakıyordum. "Bu benim için değil" diye düşündüm. Kafam çok dolu, çok hızlı çalışıyor. Sonra bir şey okudum: meditasyonun amacı düşünceleri durdurmak değil. Amaç, düşüncelerin gelip geçtiğini fark etmek. Onlara kapılmadan izlemek. Bu tanım her şeyi değiştirdi. Artık düşünceler geldiğinde başarısız olmak değil, başarının fırsatı oluyordu. Dikkatimi geri getirmek, egzersizin kendisi. Meditasyona başlamanın bende yarattığı en somut fark: tepkisel olmaktan biraz uzaklaşmak. Birisi beni kızdırdığında artık o kısa aralık var. Nefes almak için. Bu aralıkta ne hissettiğimi görmek için. Bir yıldan fazla oldu. Hâlâ her gün yapamıyorum. Hâlâ kafam çok dolduğu günler var. Ama o dolgun kafayla oturup beklemeyi artık biliyorum. Ve bu yeterliydi.