Sindirim sistemi diseksiyonu benim için lise biyoloji dersinin en tuhaf ama en kalıcı anı oldu. Öğretmenimiz bir gün sınıfa girdi ve masalara malzemeler koydu. O gün kurbağa diseksiyonu yapacaktık. İlk tepkim tiksinmeydi. Birçok arkadaşım da aynı şekilde hissetti. Ama öğretmenimiz sınırları saygılı bir şekilde çizdi: kimse zorlanmayacak, ama bakmak isteyenler masaya gelecekti. Gittim. Merak tiksintiyi yendi. Sindirim sistemi diseksiyonu sırasında öğretmenimiz her organı gösterdi. Mide, ince bağırsak, kalın bağırsak, karaciğer. Bunları kitapta görmüştüm, şemalarda izlemiştim. Ama şimdi karşımdaydı. Gerçek boyutları, birbirine nasıl bağlandıkları, hangi renkte oldukları, hiçbirini kitaptan tam anlayamamışım. En çok şaşırdığım şey ince bağırsağın uzunluğuydu. Kitapta "ince bağırsak yaklaşık altı-yedi metredir" yazıyordu. Bu sayıyı ezberledim, sınava yazdım. Ama o küçük kurbağanın içinde kıvrılmış halde o kadar uzunca bir yapı görmek farklı bir şeydi. Hacim içinde nasıl sığdığını görünce "sığdırma" stratejisi anlam kazandı. Sindirim sistemi diseksiyonu benim için anatomiye olan bakışımı köklü değiştirdi. O güne dek insan vücudu benim için soyut bir şemaydı. O günden sonra her organ işlevsel ve fiziksel bir gerçeklik haline geldi. Üzerinden yıllar geçti. Biyoloji yolunu seçmedim. Ama sindirim sisteminin nasıl çalıştığını, organların birbirleriyle ilişkisini açıklarken hâlâ o günü referans alıyorum. Bazı bilgiler o kadar derin yerleşir ki formülü unutsanız da anlayış kalır.