Kozmos Carl Sagan okuma serüvenim bir tesadüfle başladı. İkinci el bir kitapçıda saatlerce gezerken sırtı solmuş, kenarları iyice sararmış o kitabı gördüm. Aldım, rafıma koydum, aylarca dokunmadım. Bir gece uyuyamıyordum, elimin altına geldi ve okumaya başladım. Sabah olduğunda hâlâ okuyordum. Kozmos Carl Sagan okuma deneyimi, bir kitabın sizi kendinizden daha büyük bir şeyin içine çekebileceğini gösterdi. İlk sayfalardan itibaren kendi yerimle ilgili hiç sormadığım sorular aklıma dolmaya başladı. Güneş sistemimizdeki dünya, milyarlarca yıldızdan birinin etrafında dönen milyarlarca gezegenin biri. Bu ölçeği kafada canlandırmak mümkün mü bilmiyorum, ama denemeye çalışmak bile başlı başına bir deneyim. Kitabı okurken kendimi küçük hissettim, ama garip bir küçüklük bu. Bunaltıcı değil, açıcı bir küçüklük. Kendi sorunlarımı, kaygılarımı, günlük telaşları bir saniye bir kenara bırakıp bu devasa ölçeğe baktığımda her şey biraz oturdu yerine. Sagan'ın yazış biçimi beni en çok etkileyen şeydi. Bilimi soğuk bir sunum olarak değil, bir merak biçimi olarak anlattı. "Biz yıldız tozuyuz" cümlesi milyonlarca kez alıntılandı ve anlıyorum neden. Karbon atomlarımızın, kalsiyum kemiklerimizin, demir kanımızın bir yıldızın içinde sentezlendiğini ve o yıldızın patlamasıyla uzaya saçıldığını öğrenmek hem bilimsel bir gerçek hem de şiirsel bir şey. Kozmos Carl Sagan okuma süreci benim için bir kapı oldu. Kozmoloji, astrofizik, evrenin yapısına dair merakım o kitapla şekillendi. Kitap bittikten sonra benzer konularda başka şeyler okumak istedim. O merak hâlâ devam ediyor. Bir kitabın hayatınızdaki yerini çoğu zaman ancak yıllar sonra anlıyorsunuz. Bu kitabı okuduğumun üzerinden birkaç yıl geçti ve o kitabı okumadan önceki bakış açıma geri dönmek istemezdim.