Varoluşçuluk özgürlük eleştirisi, özgürlüğü bir nimet olarak değil, bazen bir yük olarak ele almakla başlar. Bu başlı başına varoluşçuluğun kendi içinden çıkan bir gerilimdir. Sartre'ın meşhur önermesi: "Varoluş özden önce gelir." İnsan, önceden belirlenmiş bir öze ya da amaca sahip değildir; kendi varoluşunu ve anlamını kendi seçimleriyle yaratır. Özgürlük bir seçenek değil, kaçınılmaz bir koşuldur. Sartre bunu daha da keskin ifade eder: İnsan özgür olmaya mahkumdur. Bu çerçevenin felsefi cesareti etkileyicidir. Determinizme, teolojik kader anlayışına ve genetik indirgemecilik eğilimlerine karşı insanı kendi yaşamının faili olarak konumlandırır. Ancak varoluşçuluk özgürlük eleştirisi bu tablonun daha az görülen boyutlarını açığa çıkarır. Birincilik sorunu: Koşulsuz özgürlük iddiası gerçekçi mi? Varoluşçular, insanın içinde bulunduğu faktisiteyi, yani bedenini, toplumsal konumunu, tarihini kabul eder. Ama bu faktisitenin özgürlüğü ne kadar sınırladığı meselesi tartışmalı kalır. Ağır yoksulluk koşullarında, siyasi baskı altında ya da kronik hastalıkla yaşarken özgürlük ne kadar mutlaktır? İkinci sorun: Kaygı merkeze taşındığında ne olur? Sartre için özgürlüğün farkındalığı kaçınılmaz olarak kaygı üretir; çünkü hiçbir kılavuz yoktur. Bu kaygı felç edici olabilir. Varoluşçuluk buna "kötü niyet" ile başa çıkma stratejisi sunar, ama bu stratejinin sınırlı yapısı tartışmaya açıktır. Üçüncü sorun: Kolektif boyutun zayıflığı. Varoluşçuluğun bireysel özgürlük vurgusu, toplumsal ilişkileri, yapısal güç dengelerini ve kolektif anlam üretimini arka plana iter. Bireysel özgürlük ve sorumluluğa yapılan aşırı vurgu, bazen sosyal değişimi bireysel varoluş meselesine indirger. Dördüncü sorun: Anlam yaratma sorumluluğu. Her bireyin kendi anlamını yaratması gerektiği fikri güçlendirici görünse de, anlam üretecek kaynakları kısıtlanan insanlar için ek bir yük oluşturabilir. Varoluşçuluk özgürlük eleştirisi, bu geleneğin değerini inkâr etmez. İnsanın seçimlerinin ağırlığını ciddiye almak, sahici bir yaşam arayışına çekidüzen vermek için hâlâ güçlü bir çerçeve sunar. Ama özgürlüğün sınırlarını ve bedelini dürüstçe tartışmaksızın bu çerçeve tamamlanmış sayılamaz.