Krashen girdi hipotezi, dil edinimi araştırmalarının en çok tartışılan teorik çerçevelerinden birini oluşturur. Stephen Krashen'ın 1980'lerin başında geliştirdiği bu hipoteze göre dil edinimi ancak "anlaşılabilir girdi" yoluyla gerçekleşir: öğrencinin mevcut dilsel yeterlilik düzeyinin (i) biraz üzerinde (i+1) konumlandırılmış dil materyaliyle karşılaşması yeterlidir. Krashen girdi hipotezinin merkezi önermesi, edinimin bilinçli öğrenmeden bağımsız bir süreç olduğudur. Krashen, edinim (acquisition) ile öğrenme (learning) arasına keskin bir ayrım koyar; edinim, çocuğun anadilini geliştirdiği sürece benzer, örtük ve farkındalıksız bir süreçtir. Bilinçli öğrenme ise dilbilgisi kurallarının ezberlenip uygulanmasına karşılık gelir. Monitor Hipotezi, öğrenilmiş bilginin yalnızca bir "editör" olarak işlev gördüğünü ve asıl üretimi edinilmiş sistemin yönettiğini öne sürer. Krashen girdi hipotezinin en sık yöneltilen eleştirisi, i+1'in operasyonel olarak tanımlanamaz olmasıdır. Hangi girdi tam olarak bir adım ötede, hangisi fazla uzakta? Bu soruya ampirik bir yanıt üretmek çok güçtür; hipotez doğrulanamaz bir döngüsel mantık içindedir: bir materyal edinimi tetiklediyse anlaşılabilirdi, tetiklemediyse anlaşılabilir değildi. Falsifiability sorunu ciddi bir metodolojik zayıflıktır. Nick Ellis ve koneksiyanist yaklaşımlar, Krashen girdi hipotezine farklı bir perspektiften itiraz eder. Bu çerçevede dil edinimi, tekrar frekansına ve bağlamsal örüntülere dayalı istatistiksel öğrenmedir; girdi pasif biçimde alındığında bile işlemlenir. Ancak bu görüş, yoğun alımlayıcı deneyimin dönüştürücü etkisini de kabul eder; bu noktada Krashen ile örtüşme görülür. Üretim (output) meselesinde ise Merrill Swain'in çıktı hipotezi kritik bir tamamlayıcı işlev üstlenir. Swain, anlaşılabilir girdinin tek başına yetmediğini, öğrencinin üretim sırasında kendi eksikliklerini fark ettiğini ve bu farkındalığın girdi işlemeyi derinleştirdiğini savunur. Krashen girdi hipotezi bu boyutu küçümser; söz konusu eleştiri bugün de geçerliliğini korur. Deneysel veriler, üretim fırsatlarını içeren karma yaklaşımların salt girdi odaklı yöntemlere kıyasla sözdizimsel yeterlilik gelişimi açısından daha hızlı ilerleme sağladığına işaret etmektedir.