İşten çıkarıldığımda hesabımda iki aylık gideri karşılayacak kadar para vardı. Üç kredi kartı, bir taşıt kredisi, bir de arkadaştan alınmış borç. Bu tabloyla oturdum ve bir kâbus gibi baktım ekrana. İşsizken borç ödeme deneyimim panikle başladı. İlk hafta her gün hesabı açtım, bakiye azaldıkça içim düştü. Bunun yerine yapabileceğim şeyleri düşünmek gerekiyordu ama zihin kaygıda sıkıştığında ileriye bakmak zorlaşıyor. İki hafta sonra bir kağıt aldım ve borçları yazdım. Toplam rakamı görmek korkutucuydu ama belirsizlikten daha iyiydi. Rakamı görmek, onunla yüzleşmek demekti. İşsizken borç ödeme sürecim önce sabit giderleri kesmekle başladı. Abonelikler, yemek dışarısı, "belki lazım olur" harcamaları. Bu kesintiler toplam tutarı değiştirmedi ama para akışını yavaşlattı. Zaman kazandırdı. Paralel olarak iş arayışım sürdü. Aynı zamanda küçük freelance işler aldım, eski bağlantılardan gelen küçük projeler. Her biri küçüktü ama birikimleri borcun üzerine gidiyordu. İşsizken borç ödeme deneyiminde en değerli şey borcun yapısını anlamaktı. Hangi borcun faizi daha yüksek? En küçük borcu kapatmak motivasyonu artırıyor muydu? Bu sorular benim için teorik değil, her ay yeniden karar verdiğim şeylerdi. On dört ay sonra borçların büyük kısmı kapandı. Tamamen değil, ama nefes alınır hale geldi. Bu süreçte öğrendiklerim, artık koşullar iyi olsa da bırakmayacağım alışkanlıklar oldu.