Orta Çağ Avrupa tarihi, MS 476'da Batı Roma İmparatorluğu'nun çöküşüyle başlayıp 15. yüzyılın sonlarına dek uzanan yaklaşık bin yıllık bir dönemi kapsar. Bu dönem uzun süre "karanlık çağ" olarak nitelendirilmiş, ancak tarih araştırmalarının ilerlemesiyle birlikte bu yargının haksız ve indirgemeci olduğu ortaya çıkmıştır. Orta Çağ Avrupası, siyasi, dini, entelektüel ve ekonomik açıdan son derece hareketli ve çok katmanlı bir çağı temsil eder. Orta Çağ Avrupa tarihi incelenirken feodal düzenle başlamak en doğru giriş noktasıdır. Roma'nın merkezi otoritesinin çöküşüyle birlikte Avrupa, küçük lordluklara ve yerel güç odaklarına bölündü. Feodalizm denilen bu düzende kral tepede, ardından büyük senyörler, küçük soylular ve en altta serfler (toprak köleleri) yer alıyordu. Toprak, güç ve korumanın temel kaynağıydı; para ekonomisi ise oldukça sınırlı kalıyordu. Manastırlar bu esnada yalnızca dini değil, ekonomik ve entelektüel birer merkez olarak işlev görüyordu. Kilise'nin rolü, Orta Çağ Avrupa tarihi üzerine yapılan her tartışmanın merkezinde yer alır. Papa, Orta Çağ boyunca hem ruhani hem de siyasi bir otorite olarak krallıklarla sürekli güç çekişmesine girmiştir. 1076'daki Canossa Olayı, bir Alman imparatorunun Papa'ya boyun eğmek zorunda kalmasıyla bu rekabetin doruk noktasını simgeler. Haçlı Seferleri (1096-1291) ise dini motivasyonun yanı sıra ticaret yollarını kontrol etme ve toprak kazanma güdüleriyle de şekillenmiş karmaşık askeri girişimlerdir. Orta Çağ'ın yüksek döneminde (11.-13. yüzyıl) ticaretin canlanması, şehirlerin büyümesi ve üniversitelerin kurulması gibi köklü dönüşümler yaşandı. Bologna, Paris ve Oxford'da kurulan üniversiteler, Aristoteles'in Arapçadan Latinceye çevrilen eserlerini müfredatlarına aldı. Bu entelektüel kıpırdanma, Skolastik felsefenin doğmasını sağladı; Aquinolu Thomas gibi düşünürler akıl ile imanı uzlaştırmaya çalıştı. 14. yüzyıl, Orta Çağ Avrupa tarihi açısından derin bir sarsılma dönemidir. 1347-1353 yılları arasında yayılan Kara Ölüm (Veba Salgını), Avrupa nüfusunun üçte birini silip süpürdü. Bu demografik yıkım feodal sözleşmeleri zayıflattı, işgücü kıtlığı yarattı ve köylülerin pazarlık gücünü artırdı. Yüzyıl Savaşları (1337-1453) ise İngiltere ile Fransa arasındaki uzun çatışma sürecinde Jeanne d'Arc gibi figürleri tarihe kazıdı. 15. yüzyılın ortasından itibaren Orta Çağ Avrupa tarihi yavaş yavaş Rönesans'a geçiş sürecine girer. Matbaanın icadı (1440'lar), Konstantinopolis'in düşmesi (1453) ve deniz keşiflerinin başlaması, düşünsel ve siyasi iklimi köklü biçimde dönüştürdü. Bu geçiş birdenbire olmamış; Orta Çağ'ın birikim ve çelişkileri, Rönesans'ın yaratıcı enerjisini beslemiştir.