Vegan diyet karbon ayak izi ilişkisi çoğu zaman tek yönlü bir iddia olarak sunuluyor: hayvansal ürünleri bırakırsanız karbon ayak iziniz azalır. Bu genel tablonun doğru olduğunu söylemek mümkün; ama "her zaman" ve "mutlaka" ifadeleri burada işi karmaşıklaştırıyor. Vegan diyet karbon ayak izi hesaplanırken tedarik zincirinin tamamı görülmeli. Tropikal bölgelerden ithal edilen soya ürünleri, avokado, badem ve hindistan cevizi, taşımacılık ve arazi kullanımı dönüşümü nedeniyle beklenenden yüksek bir çevresel maliyetle geliyor. Özellikle badem üretimi, yoğun sulama gerektirdiğinden su kıt bölgelerde ciddi bir baskı unsuru oluşturuyor. Yerel koşullar da denklemi değiştiriyor. Soğuk ve dağlık iklimlerde, meralarda otlayan hayvanların yetiştirilebildiği ama tarım arazisinin sınırlı olduğu yerlerde, hayvancılık bazlı bir beslenme modeli bölgesel ölçekte daha sürdürülebilir bir arazi kullanımını temsil edebilir. Bu özel durumlarda vegan diyetin tüm bileşenlerini uzak bölgelerden temin etmek daha yüksek bir karbon yükü oluşturabilir. Vegan diyet karbon ayak izi meselesinde gıda israfı da göz ardı edilen bir faktör. Taze meyve ve sebzelerin bozulma hızı yüksek; bu durum özellikle dağıtım zincirinin uzadığı hallerde kayıpları artırıyor. Tüm bu kayıplar hesaplanmadan yapılan karşılaştırmalar eksik kalıyor. Bir de işlenmiş vegan ürünlerin meselesi var. Hayvansal ürünlerin yerine geçen bazı işlenmiş alternatifler, üretim sürecinde önemli enerji ve kaynak tüketiyor. Bu ürünlerin karbon profilini ham tahmin etmek güç; çünkü üretici şeffaflığı yetersiz. Tüm bunlar vegan beslenmeyi eleştirmek için değil, tartışmayı daha gerçekçi bir zemine taşımak için söyleniyor. Genel eğilim olarak bitki bazlı diyetin karbon etkisi hayvansal ağırlıklı diyetten düşük; bu bağlantı araştırmalarla destekleniyor. Ama bu eğilimi mutlak bir kural olarak sunmak, bağlamı yok eden ve farklı koşullardaki insanları yanlış yönlendiren bir basitleştirme. Karbon hesabı coğrafyaya, tedarike ve tüketime özgü.