1874 yılında Paris'te bir grup ressam, sanat dünyasının kapılarını yüzüne kapatmış geleneksel akademi salonuna karşı kendi sergilerini açtı. Eleştirmenler alay etti, seyirciler şaşırdı; ama o küçük sergi, izlenimcilik sanat akımının manifestosu oldu. Akımın adı bir hakaretle ortaya çıktı. Eleştirmen Louis Leroy, Monet'nin "Impression, Sunrise" (İzlenim, Gün Doğumu) tablosuna bakarak "Empresyonistler!" diye alaydan söz etti. Sanatçılar bu ismi benimsedi ve bir isyan bayrağına dönüştürdü. İzlenimcilik sanat akımının en belirgin özelliği anlık ışığı yakalamak. Resim stüdyo yerine açık havada yapılıyordu; aydınlığın nesneler üzerinde nasıl değiştiğini gözlemlemek için. Bu nedenle fırça darbeleri hızlı ve görünür; yüzeyler değil anlar aktarılıyordu. Monet, izlenimcilik sanat akımının simge ismi. Giverny'deki bahçesini ve nilüfer havuzlarını yıllarca defalarca farklı ışık koşullarında resmetti. Amaç nesnelerin kendisi değildi; güneşin suyun yüzeyinde bıraktığı o anlık pırıltıydı. Renoir'ın yüzleri, Degas'ın dansçıları, Pissarro'nun şehir manzaraları ve Sisley'in ırmak kıyıları da bu akımın çeşitli boyutlarını oluşturuyor. Her biri kendi bakış açısından gündelik hayatın ışığını ve hareketini yakalamaya çalıştı. İzlenimcilik sanat akımı modern sanatın kapısını araladı. Konunun değil algının önemsendiği bu yaklaşım, sonraki dönemin post-empresyonist, fauve ve soyut hareketlerine doğrudan zemin hazırladı.