Türkiye'deki yapı stoğunun önemli bir bölümünün eskiyen ya da depreme dayanıksız binalardan oluştuğu bilinmektedir. İşte bu noktada kentsel dönüşüm devreye giriyor; hem kentlerin siluetini hem de milyonlarca insan hayatını doğrudan etkileyen kapsamlı bir dönüşüm süreciyle karşı karşıyayız. Kentsel dönüşüm, çürümüş, eski ve riskli yapıların yıkılarak yeniden inşa edilmesi ya da köklü biçimde yenilenmesi sürecidir. Türkiye'de bu süreç yasal bir çerçeveye kavuşturulmuştur: Riskli yapı tespiti, mahkeme kararı olmaksızın yıkım izni ve tahliye süreci bu yasalar çerçevesinde yönetilmektedir. Peki kentsel dönüşüm bir binayı nasıl etkiler? Süreç genellikle şöyle işler: bina, lisanslı kuruluşlar tarafından deprem açısından incelenir. Taşıyıcı sistemin yeterliliği, kolon ve kirişlerin durumu değerlendirilir. Risklibinalar tescil edilerek mal sahiplerine bildirim yapılır. Ardından yıkım kararı alınır ve binayı kullananlar için taşınma yardımı ya da kira desteği sağlanabilir. Yeniden yapım aşamasında ise mevcut imar koşullarına göre daha modern, sismik performansı yüksek ve enerji verimli yeni yapılar inşa edilir. Bu süreç çoğunlukla kat artışını da beraberinde getirir; böylece artan inşaat maliyetleri yeni daireler satılarak karşılanmaya çalışılır. Kentsel dönüşümün eleştirilen boyutları da yok değil. Tarihi dokuların zarar görmesi, mevcut sakinlerin rant baskısıyla yerinden edilmesi ve sosyal ağların bozulması en sık dile getirilen kaygıların başındadır. Öte yandan doğru uygulandığında bu süreç, binlerce insanı deprem riskinden kurtarma potansiyeli taşımaktadır.