"Ev almak mı kiralamak mı" sorusu, kişisel finans tartışmalarının en çok tekrarlanan ama nadiren dürüstçe yanıtlanan meselelerinden biri. Ve "herkes ev almalı" tavsiyesi, aslında ciddi bir finansal mitti oluşturuyor. Ev sahipliğinin belirli koşullarda iyi bir karar olabileceği doğru. Ama bunu evrensel bir finansal öncelik ya da kira ödemenin hep "boşa harcama" olduğu anlatısı olarak sunmak, çok sayıda somut sorun barındırıyor. "Ev almak mı kiralamak mı" sorusuna dürüst bir yanıt vermek için önce hangi değişkenlerin önemli olduğunu görmek gerekiyor. Birincilik sorunu: Fırsat maliyeti görünmez kılınır. Ev satın almak için büyük bir peşinat ödüyorsunuz. Bu para alternatif yatırımlarda ne kadar getiri sağlardı? Bu soruyu sormadan "ev aldım, kira ödemiyorum" söylemi eksik bir hesap yapar. İkinci sorun: Evin toplam maliyeti hafife alınır. Konut kredisi faizi, sigorta, emlak vergisi, bakım-onarım giderleri ve zaman zaman site aidatları, bunların tamamı eklediğinde "aylık taksit" saf kira maliyetiyle kıyaslanamaz. Toplam sahip olma maliyeti (total cost of ownership) hesabı yapılmadan ev kiradan ucuzdur demek çoğu zaman yanlış. Üçüncü sorun: Konutun değer artışı garantili değil. Türkiye'de son yıllarda yaşanan konut fiyatı artışları gerçek. Ama bu tarihsel bir istisna mı yoksa norm mu? Farklı şehirlerde, farklı dönemlerde konut fiyatları durağan kaldı ya da düştü. Konutu bir yatırım aracı olarak sunarken bu riski de konuşmak gerekiyor. Dördüncü sorun: Likidite kaybı. Evinizin büyük bölümü borçla finanse edilmişse ve tüm birikminiz bu varlığa kilitliyse, beklenmedik bir ekonomik şok sizi kriz karşısında savunmasız bırakır. Portföy çeşitliliği açısından konut yoğunluğu ciddi bir risk. Beşinci sorun: Hayat koşullarına esneksizlik. Kariyer değişimi, şehir değişimi, aile dinamikleri, bunların hepsi mobilite gerektirir. Ev sahipliği bu mobilitenin önüne geçebilir. Ev satın almak kötü bir karar değil. Ama "herkes almalı" söylemi, dürüst bir finansal değerlendirmenin yerini tutamaz.