İlk sinema deneyimim sekiz yaşındaydım. Annem götürdü. Hangi film olduğunu hatırlamıyorum artık. Ama o salonu, o karanlığı, o büyük beyaz perdeyi hiç unutmadım. İlk sinema deneyiminde salona girerken ne hissettim? Bir tür büyülenme. Her yerde koltuklar, önde kocaman bir perde ve hafif loş bir ışık. Büyükler sinemaya gidiyordu, ben de büyüklerle aynı yerdeyim artık. Film başladığında ses beni yakaladı. Evdeki televizyondan çok farklıydı. Perde büyüktü, ses her yandan geliyordu, salonun karanlığı başka bir dünyaya açılan kapı gibiydi. Yanımdaki anneme tutundum biraz. Utandım ama tutundum. Bir sahne sırasında salonun tamamı aynı anda güldü. Bu his benim için ilk sinema deneyiminin en çarpıcı anıydı. Yabancılarla aynı şeye aynı anda tepki vermek. Ortaklaşmak. Bunun bir adı var mı bilmiyorum, ama o anda çok güçlü hissettirdim. Film bitti, ışıklar yandı. Koltuklardan kalkıldı, insanlar dağıldı. Ben hâlâ perdeye bakıyordum. Annem elimi çekti. "Bitti" dedi. Farkındaydım, ama bitmek istemiyordum. O günden bu yana kaç film seyrettim? Yüzlerce belki. Ama ilk sinema deneyiminin verdiği büyülenme hissi hiçbir filmde tam olarak tekrar gelmedi. Çünkü ilk kez yaşanıyor. Ve ilk kez yaşanan şeyler beynin bir köşesinde farklı bir yerde duruyor.