Organik tarım kimyasallar tartışması, "organik" etiketinin tüketici zihninde yarattığı imajla gerçeklik arasındaki derin uçurumu gün yüzüne çıkarır. Pek çok tüketici, organik ürünlerin tamamen kimyasal içermediğini varsayar. Bu varsayım yanlıştır. Organik tarım kimyasallar kullanımı, yalnızca sentetik değil; "doğal kaynaklı" pestisit ve fungisitlere izin verir. Bakır sülfat, organik tarımda yaygın kullanılan ve bitki hastalıklarını önlemek için uygulanan bir maddedir. Ancak bakır, toprağa birikerek uzun vadede ciddi çevre sorunları yaratabilir. Biyoakümülasyon açısından bakıldığında, bu "doğal" kimyasal bazı sentetiklerden daha sorunludur. Rotenonee, piretrumlar ve kükürt gibi organik tarımda kullanılan diğer maddeler de toksikolojik açıdan değerlendirilmesi gereken bileşiklerdir. "Doğal kaynaklı" ile "güvenli" eşdeğer değildir. Nikotin sülfat, organik tarımda kullanılmış ve son derece toksik bir madde olarak sonradan yasaklanmıştır. Bu örnek, "doğal" etiketinin güvenilirlik güvencesi olmadığını gösterir. Organik tarım kimyasallar sorununu daha da karmaşıklaştıran bir husus şudur: Organik tarım ürünleri üzerindeki kalıntı araştırmaları, bu ürünlerde de çeşitli pestisit kalıntıları tespit etmiştir. Kalıntı düzeyleri genellikle sentetiklerden düşüktür; ancak sıfır değildir. Bu gerçekleri paylaşmak, organik tarımı toptan reddetmek anlamına gelmez. Organik tarımın biyoçeşitlilik, toprak sağlığı ve ekosistem ilişkileri açısından belgelenmiş avantajları mevcuttur. Asıl sorun, bu avantajların "kimyasalsız üretim" gibi yanlış bir çerçeve üzerine kurulmasıdır. Tüketiciler için daha dürüst bir çerçeve şudur: Organik tarım, belirli kimyasalları kısıtlayan ve tarım pratiğine farklı bir öncelikler seti getiren bir üretim sistemidir. Bu sistemi tercih etmek için geçerli sebepler vardır; ama "kimyasal içermez" gerekçesi bunların arasında değildir.