Fast fashion yeşil koleksiyon olgusunu anlamak için önce hızlı modanın nasıl çalıştığını hatırlamak gerekiyor. Hızlı moda endüstrisi, düşük maliyetle kısa aralıklarla koleksiyon değiştirerek tüketimi artırıyor. Bu model, tekstil kirliğinin, su tüketiminin ve emek sömürüsünün en büyük kaynakları arasında yer alıyor. Bu modelle büyümüş şirketlerin bir kısmının artık yılda birkaç kez geri dönüştürülmüş kumaşlardan yapılmış "sürdürülebilir koleksiyonlar" sunması ciddi bir gerilim barındırıyor. Fast fashion yeşil koleksiyon pratiğini eleştirenlerin temel argümanı şu: toplam üretim hacmi azalmadan bir alt segment yeşillendirilemez. Eğer genel koleksiyon yüzde yirmi büyürken yeşil koleksiyon yüzde beş büyürse net etki negatif. Malzeme kalitesi tartışması da göz ardı edilemez. Geri dönüştürülmüş polyester kullanan bir ürün, yeni polyesterden daha iyi bir çevre profiline sahip olabilir. Ama düşük kaliteli üretim nedeniyle iki yıl sonra çöpe gidiyorsa, yüksek kaliteli ve onlarca yıl dayanıklı bir ürünle kıyaslanamaz. Fast fashion yeşil koleksiyon söyleminde ürünün ömrü çoğunlukla hesaba katılmıyor. Geri dönüşüm koleksiyon etiketleri de sorgulama gerektiriyor. Geri dönüştürülmüş içerik yüzdesi çoğunlukla düşük; yüzde yirmi geri dönüştürülmüş elyaf içeren bir kumaş için "geri dönüştürülmüş" ibaresi kullanılabiliyor. Kalan yüzde sekseni ne? Bu soruyu sormak tüketicinin elinde. Tedarik zinciri de önemli. Malzemenin kendisi yeşil olsa bile üretimin yapıldığı fabrikadaki çalışma koşulları, atık su yönetimi ve enerji kaynağı sürdürülebilirliği doğrudan etkiliyor. Fast fashion yeşil koleksiyon pratiğine yapıcı bir yanıt şu olabilir: bu koleksiyonları tamamen görmezden gelmek yerine şirketin toplam üretim hacmini, geri alma programlarının gerçek geri dönüşüm oranını ve tedarik zinciri şeffaflığını sorgulamak. Satın alma tercihi bu soruların cevaplarına göre şekillenmeli.