Nörobilim eğitim politikası uygulaması tartışması, iyi niyetli ancak metodolojik açıdan sorunlu bir eğilimi gözler önüne serer. Beyin görüntüleme çalışmalarından elde edilen bulgular, sınıf içi uygulamalara doğrudan çevrildiğinde, arada atlanan adımlar kritik önem taşır. Sorunun özü şudur: Nörobilim, beynin nasıl çalıştığını belirli koşullar altında anlamaya çalışır. Eğitim bilimi ise karmaşık sosyal ortamlarda öğrenme süreçlerini araştırır. Bu iki alan arasındaki mesafe, bir laboratuvar bulgusunun sınıf politikasına çevrilmesi için yeterli zemin sağlamaz. "Beyin temelli öğrenme" adıyla pazarlanan pek çok eğitim yaklaşımı, nörobilim eğitim politikası uygulaması sorununu somutlaştıran örnekler sunar. Çoklu zeka teorisi, sağ-sol beyin efsanesi ve belirli öğrenme stilleri gibi kavramlar, nörobilim bulgularından ilham alarak oluşturulmuş ancak bilimsel temeli zayıf uygulamalardır. Yine de bu uygulamalar okul sistemlerine yaygın biçimde girmiştir. Sorun, bulgu ile uygulama arasındaki mantıksal sıçramadadır. Bir beyin bölgesinin belirli bir görev sırasında aktif olması, o bölgenin eğitim yoluyla güçlendirilebileceği anlamına gelmez. Bağlam kontrolü yapılan laboratuvar koşulları, çok değişkenli gerçek sınıf ortamlarından temelden farklıdır. Nörobilim eğitim politikası uygulaması savunucularının öne sürdüğü argümanlar da tamamen geçersiz değildir. Yeterli uyku, stres yönetimi ve fiziksel aktivitenin bilişsel işlevlere etkisi, hem nörobilim hem de eğitim araştırmalarında güçlü destek bulan alanlardır. Buradaki çeviri daha sağlamdır. Önerilen yaklaşım, nörobilim bulgularını doğrudan eğitime aktarmak yerine eğitim araştırmaları tarafından test edildikten sonra değerlendirmektir. Bilim disiplinleri arası saygı, sınırları tanımakla başlar. Nörobilim eğitim politikasına ilham verebilir; ama doğrudan reçete yazamaz.