Kapsül gardırop kavramını ilk duyduğumda saçma geldi. Elli parça kıyafetle ne yapabilirsin ki? Bende iki yüz parça vardı ve her sabah ne giyeceğimi bulamıyordum. Çelişkiyi o zaman göremedim. Bir taşınma sürecinde tüm kıyafetlerimi kutulara koydum. Kaç kutu olduğunu saydım. On yedi. Bu noktada bir şeyler ters gidiyordu. Kapsül gardırop fikri tam o kutular arasında yeniden aklıma geldi. İlk adım büyük bir eleme oldu. Kıyafetleri üç kategoriye ayırdım: son iki yılda giydiklerim, bir kez giydiklerim, hiç giymediklerim. Son iki kategori gardırobun yüzde altmışını oluşturuyordu. Kapsül gardırop aslında baştan seçim yapmayı öğrenmek demek; ama önce çöpü atmak gerekiyor. Kalan kırk civarı parçayla bir ay geçirdim. Her sabah rahatlıkla seçim yaptım. Çünkü her parça birbiriyle gidiyordu, her parçayı seviyordum ve her parça bedenime oturuyordu. Kapsül gardırop bu üç koşula dayanıyor. Satın alma alışkanlığım da değişti. Artık indirimde gördüğüm için değil, gerçekten ihtiyacım olduğu için alıyorum. Her yeni parça için bir soruyu yanıtlıyorum: Bu, elimdeki üç farklı parçayla giyilebilir mi? Hayırsa almıyorum. Kapsül gardırop sadece minimalizm değil. Sabahlara yeni bir özgürlük eklemek. İki yüz parçadan çok daha az kaygıyla başlıyorum güne.