Laboratuvar deneyimi kimya benim için teoriden pratiğe geçişin başlangıç noktasıydı, ve baştan sona renkli geçti, kelimenin tam anlamıyla. Kimya laboratuvarına ilk kez girdiğimde heyecan ve temkinlilik iç içeydi. Güvenlik gözlükleri, önlük, eldivenler, hepsini giymiştim. Asistan bize asit-baz indikatörü hazırlamayı gösterecekti. Mor lahana suyuyla çalışacaktık. Mor lahana, pH değişimlerine rengiyle tepki veren doğal bir indikatör. Asidik ortamda pembeye, bazik ortamda yeşile dönüyor. Bu basit bilgi kağıtta duruyordu. Ama laboratuvarda onun yanında seyrederken farklı bir şeydi. Laboratuvar deneyimi kimya sürecinde ilk hatam süzme aşamasında oldu. Mor lahana suyunu cam tüpten dökerken eldivenimin bir parmağı katlantıydı. Mavisiyah renk elime geçti. Yıkadım, azalmadı. Sonraki iki gün parmaklarım boyalıydı. Ama o boyadan daha kalıcı şey şu oldu: pH kavramı benim için soyut bir sayı olmaktan çıktı. Asit eklediğimde pembeye dönen cam tüp, baz eklediğimde yeşile kayan renk, bunları görmek, sayıların neden anlam ifade ettiğini gösterdi. Laboratuvar deneyimi kimyada öğrendiğim ikinci şey güvenlik protokollerinin neden var olduğuydu. Asistan bizi tüm gün boyunca kılavuzladı ama bir an dikkatsizce kapağı çok hızlı açtığımda küçük bir sıçrama yaşandı. Kimyasalın gözlük camına çarpması, "neden gözlük takıyoruz" sorusunu sonsuza kadar yanıtladı. O gün ellerim boyalı eve döndüm. Aynada bakıp güldüm. Laboratuvar deneyimi kimyada böyle başlıyor, renkli, biraz dağınık, ama tamamen gerçek.