Abant Gölü sonbahar fotoğraflarına bakarken her zaman "abartılmış" derdim. Kendim gittiğimde hata ettiğimi anladım. Ekim ortasıydı. Sabahın sisi dağılmış, hava açık ama serin. Göl kenarında kestane ağaçları sarı, kayınlar turuncu, bazı çalılar neredeyse kırmızı. Abant Gölü'nün yüzeyine yansıyan bu renkler saatte bir değişiyor. Sabah altın, öğlen koyulaşıyor, ikindi biraz soluk oluyor, akşamüstü tekrar parlıyor. Orada üç saat oturdum. Yalnızca oturdum. Ne fotoğraf çektim, ne yürüdüm, ne düşündüm. Bunu son ne zaman yapmıştım, hatırlamıyorum. Abant Gölü sonbahar ziyaretinin en güzel yanı saatler içinde defalarca farklı bir yerde olduğunuzu hissettirmesi. Göl değişmez, ama ışık ve yaprak düşüşü her dakika sahneyi dönüştürüyor. Bir yaprak düştü suya yanımda, halkalar genişledi, uzaklaştı. Bu kadar küçük bir şey için saatlerce oturabilirdim. Yanlış hesabım konaklama konusundaydı. Gece kalmayı planlamıyordum, günübirlik gittim. Akşamüstü çıkmak zorunda kaldım, gün batımını göremedim. Biri bana "Abant'ta gün batımını kaçırma" demişti, kaçırdım. Regret büyük. Sonbahar Abant'ında erkenci olmak ödüllendiriyor. Hafta sonu sabahın dokuzu ile öğlen arası kalabalık geliyor. Ben Çarşamba sabahı dokuzda oradaydım, neredeyse yalnızdım. Abant Gölü sonbahar için en uygun zamanlama Ekim'in ikinci yarısı. Kasımda yapraklar çoktan dökülmüş olabiliyor. O iki üç haftalık pencere kısa, ama içindeyken anlıyorsun neden bu kadar konuşulduğunu.